Asgari Ücrette Hedef
Yoksulluk Sınırı Olmalıdır

Birol Aydın: “İhtiyacımız Olan Şey; Adalet”
8 Temmuz 2019
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Yeniden Düzenlenmelidir
10 Temmuz 2019
Hepsini göster

Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu, HAK-İŞ’in 14. Olağan Genel Kuruluna hitap etti:

Hak-İş’in 14.Olağan Genel Kurul Toplantısı’ndayız.
Bu toplantının hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Siyasi polemiğe girmeyi bu toplantıda doğru bulmuyorum; ancak burada bazı nezaketsizliklerin de bu salonu dolduranların tamamına mal edilmeyeceğini de idrak ettiğimi bilmenizi arzu ediyorum.

Biz her zaman adaletin tesisinden yana olduk. Adalet mülkün, yani devletin temelidir. Liyakatin her zaman gözetilmesi gerektiğine inandık. İşler ancak liyakatli insanlara emanet edildiği zaman güzel yapılır. Biz hep şeffaflığı savunduk, biz her zaman yolsuzlukla, israfla mücadelenin olmazsa olmaz bir kural olduğunu dile getirdik. Ve birbirimizle olan münasebetlerimizde de güzel ahlakı benimsemeye çalıştık. Bunlar bizim prensiplerimiz. Siyasette buna her zaman fazla önem verilir mi? Onu bilemem; ama biz bunu önemsiyoruz, bilinmesinde de fayda görüyoruz.

Siyasette elbette farklı fikirler olacaktır, sendikalarda da diğer toplum kesimlerinden farklı fikirlerin gündeme getirilmesini hainlik gibi sıfatlarla tasvip etmeyi de çok ama çok yanlış bir anlayış olarak görüyoruz, demokrasiye vurulan en büyük darbe olarak idrak ediyoruz. Demokrasi, farklı fikirlerin gündeme geleceği bir ortam demektir. Yoksa, “ben konuşacağım, siz de benim düşündüğüm gibi düşüneceksiniz, yoksa hainsiniz” demek demokrasinin hiçbir kuralına uymaz; bunun da bilinmesini arzu ediyorum.

Muhterem Arkadaşlarım;

Aslında söylenecek çok söz var; ama sayın divanın da ister istemez konuşmaların belli bir süre içinde bitmesine vurgu yapmasını da haklı görüyorum. Burada ben sadece bir iki noktaya temas edeceğim, özellikle işçi kardeşlerimizle beraber olduğumuz için. Tabi Hak-İş’in Genel Başkanı’na saygılarımı sunuyorum. Özellikle de aramızda bulunan Yasin Hatipoğlu abimizi de ayrıca selamlıyorum, çünkü kendisi Hak-İş’in ilk kurucu genel başkanıdır.

Milli Görüş Hareketi ile başlamıştır aslında Hak-İş’in kurulması, teşkilatlanması, bugün doruğa çıktı, inşallah daha güzel hizmetlere vesile olur. Ancak bütün konuşmalarda işçi kardeşlerimiz söz konusu olduğunda veya memurlar, hep asgari ücret gündeme geliyor. Hakikaten burada genel başkanın da ifade ettiği gibi, Hak-İş’in işçi sendikalarının toplu görüşmelerde yer almamasını hayretle karşılıyorum. Siz asgari ücretten bahsedeceksiniz, esas konu çalışanları ilgilendirecek, ama işçi kardeşlerimizin temsilcilerinin burada bulunmasına imkan vermeyeceksiniz, hafsalam pek almıyor.

İkincisi ise aslında bizim inancımızda çalışanın, işçinin ücreti, alnının teri kurumadan verilmelidir; bu prensip olmazsa olmaz. Ancak iş geliyor peki de bu alın terinin karşılığını nasıl ölçeceksiniz?Ben burada patinaj yaptığımız kanaatindeyim.

Ekonominin bize göre iki tane temel özelliği var:

Bir; milli gelirin artması. Biz milli gelirin üretime dayanarak artmasının sağlam bir artış olduğuna inanıyoruz. Bundan dolayı da hükumetlerin de işverenlerin de üretimi artırabilmek için büyük hamleler yaparak Türkiye’yi güçlendirmeleri gerektiğini prensip olarak benimsemelidirler diye düşünüyoruz.

Ancak bunun bir ikinci tarafı var; milli gelirin adil dağılımı. Nasıl anlayacağız bunu?
Ekonomide bir kaç tane ölçü var. Bu ölçülerden bir tanesi özellikle çalışanı ilgilendiren; açlık sınırı, ikincisi de yoksulluk sınırı. Zenginlik sınırı değil dikkat edin! Yoksulluk sınırı. Açlık sınırı demek; eğer o ücretin altında bir ücret aileye giriyorsa ayda, orada insanlar karınlarını tam doyuramıyor demektir. Yoksulluk sınırı ise; eğer bir aile yoksulluk sınırının altında bir ücretle geçinmeye çalışıyorsa, karnı doyuyor ama bir takım istedikleri, yapmaları icap eden görevleri yapamıyorlar. Çocuklarının ihtiyaçlarını gideremiyorlar, elektiriği ödemekte zorlanıyorlar, giyimde zorlanıyorlar, nakliyede zorlanıyorlar demektir.

Ben dikkat ediyorum, bizim toplu sözleşmelerimizin hiçbirinin içinde yoksulluk sınırı diye bir mefhum gündeme gelmiyor, herkes açlık sınırından bahsediyor, bu ne garabet. Siz bu ülkede yaşayacaksınız, insanların karnının doymasını yeterli bulacaksınız, ben bunu anlayamıyorum, kabul de edemiyorum.

Bu konu öyle bir konu ki; hem devlet hem sendikalar hem de işverenler birlikte çözmeleri icap eder. Hedef açlık sınırı değil, yoksulluk sınırı olmalıdır. Biz bunu söylediğimiz zaman da ”amma atıyorsun ha” diyenler çıkabilir. Yok arkadaş, bu bir gerçek, bu bir ihtiyaç, bu bir zaruret!

Gelişmiş ülkeler tarif edilirken hep bu noktaya bakılır. Asgari ücret dediğiniz, biraz önce de ifade edildi, yüzde 3’ü-5’i ilgilendirir; ama siz asgari ücrete göre bir sözleşmeye oturduğunuz zaman, asgari ücrete göre fiyat belirlemeye kalkarsanız o zaman insanın alnının terinin karşılığını vermiyorsunuz demektir. Çünkü alnının teri, onun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bir noktada ona ücret vermekle sağlanır, karnını doyurarak değil sadece.

Onun için ben sendikalı kardeşlerimize de (sesleniyorum), hükumet temsilcilerine de; bu meselenin değişmesi gerektiğine inanıyorum. “Efendim biz 15 sene 20 sene, asgari ücreti her zaman açlık sınırı ile mukayese ederek tespit ettik.” El insaf yahu el insaf!

“Efendim peki öbürüne(yoksulluk sınırı) nasıl ulaşacağız, şu anda açlık sınırı 2200 lira civarında tam rakam daha farklı bir rakam olabilir, yoksulluk sınırı ise 7 bine dayandı; 3,5 misli, sen aklını mı oynattın” derler bana biliyorum ve diyorlar da.

Arkadaş ben aklımı oynatmadım ben gerçeği söylüyorum. Asgari ücret eğer her sene enflasyondan arındırılmış olarak yüzde 7 artırılmış olsa, on senede asgari ücret yüzde 100 artar iki misline çıkar. Yüzde 5 artsa, 14-15 senede iki misline çıkar. Şu anda biz iki binleri değil, yüzde 5 artırsaydık, 4500-5000’leri konuşuyor olurduk.
Şunu işverenler de bilmeli, sendikalar da, devlet de bilmeli; teknoloji öyle bir gelişiyor ki giderek aynı işi yapmak için daha az sayıda insan istihdam etmek zorunda kalacak Türkiye, bütün dünya. Şimdiden tedbir almazsak, yarın aklımızın ermeyeceği kadar büyük işsizlik sorunları ile karşı karşıya kalacağız.

Çözüm nerede? Çözüm asgari ücreti açlık sınırında tutarak değil, yoksulluk sınırına çıkararak başlar. Neden? Çünkü üretim talebe göre artar. Talep demek; çalışanın cebine onun ihtiyacını giderecek kadar para koymak demektir. Bu bizim gündemimizde olmalı, işveren de bunu bilmeli, sendika da bilmeli, devlet de bilmeli. Bu talep artmazsa, Türkiye’de ekonomi canlanmaz. Yani işveren korkmamalı bundan. Çünkü evet kendi fiyatları artaracak, yükselecek ama talep arttığı için topyekün bir artış meydana gelecek.

Tabi bu uzun uzun konuşulacak bir mesele ama ben en azından bu noktaya dikkatlerinizi çekmeyi bir görev olarak bildim. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu kongrenin hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Saygılar sunuyorum efendim.