BİLİM VE SANAT VAKFI

Bir Kez Daha Uyarıyoruz!
15 Ocak 2020
YÜZYILIN FELAKETİ
29 Ocak 2020
Hepsini göster

Muhterem basın mensupları, değerli arkadaşlar;

Bugün 22 Ocak 2020; haftalık basın toplantımız münasebetiyle yine bir Çarşamba günü bir araya geldik.

Hepinize katılımınız için çok teşekkür ediyorum.

Biz aslında gündemimiz biraz rahatlayacak derken; yeni yeni gündemler ortaya çıkıyor.

Biz de bu gelişmelerden hakikaten endişe duyuyoruz.

HAYRETTİN KARACA’NIN VEFATI

Bildiğiniz gibi TEMA Vakfı Başkanı, ”Toprak Dede” olarak da bilinen Hayrettin Karaca vefat etti.

Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Aslında Türkiye’de bir duyarlılığın ortaya çıkmasına vesile oldu Hayrettin Karaca.

Çevreye kimse önem vermezken, kendisi bunu ülkemizin gündemine taşıdı.

Önümüzdeki dönemde biz her an çevreyi göz önünde bulundurmaya kararlıyız Saadet Partisi olarak.

BİLİM VE SANAT VAKFI

Bu gelişmeler ülkemizin hakikaten giderek badireli bir döneme girdiğini gösteriyor.

Dün birden bire aniden bir kararla, ülkemizde önemli bir vakfa kayyum atandı.

1986 yılından beri faaliyet gösteren bir vakfa kayyum atanmasını emin olun aklın alması mümkün değil.

Bu vakfın kurucuları arasında eski başbakanlarımızdan birisi de var.

Şimdi birden bire, bu vakfın bir üniversite ile ilgisi var diye, oraya da kayyum atanmıştı, kayyum atanıyor.

Muhterem arkadaşlar;

Vakıflar çok önemli kuruluşlardır.

Vakıfların vakfiyesine uymayan, aykırı hareket edenlere, hiç unutmayız; Ayasofya Vakfı ile ilgili olarak, vakfedilirken, bu vakfa dokunanlarla ilgili beddualar tarihimizde bir yer almıştır.

Bir bilim ve sanat vakfı olarak tanınan bir vakfın kayyuma teslim edilmesi, ne adaletle, ne demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir.

Ümit ediyorum ki; bu karar kısa zamanda Sayın Cumhurbaşkanı tarafından düzeltilir.

Çünkü, bu kararları birileri alıyorsa; Sayın Cumhurbaşkanı’nın ya talimatıyla alıyor, ya da ona kıyak çekmek, onun yanında gözükmek için alıyor.

Ümit ederim ki; bu kararın geri alınmasını Sayın Cumhurbaşkanı bizzat kendisi talimat verir.

Çünkü adalete müdahale zaten ediliyor.

Bu karar çok üzücü, çok endişe vericidir.

Bu bizi başka kararlara öncülük edeceği için endişeye sevk ediyor.

METİN İYİDİL KARARLARI

Son günlerde gündemimize gelen Metin İyidil ile ilgili kararlar Türkiye’yi sarstı, adalete olan güven sarsıldı.

1. derece mahkeme delilleri inceliyor ve mahkumiyet kararı veriyor.

Ardından İstinaf Mahkemesi’ne gidiyor.

Bu mahkeme kendisinden önce ilk derece mahkemesinin kararını bozmakla kalmıyor, beraatine ve tahliyesine karar veriyor.

Ardından HSK devreye giriyor, bu hakimlerin aldığı kararı bozuyor, hakimleri de başka yerlere tayin ediyor.

Arkasından da Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor; ”ben talimatı verdim zaten” diyor.

Muhterem arkadaşlarım;

Hukuk devletinde devletin başındaki kişiler hakim değildir, mahkeme kararlarına müdahale edemezler, etmemelidir!

Şimdi bizi ülkemizi hukuk yönünden nasıl tanımlayacağız?

Kararlar doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığı tarafından alınıyor!

”Bu mahkum edilecek” deniliyor; mahkemeler ”emredersiniz” diyor, mahkum ediliyor.

”Bu beraat edecek” deniliyor; mahkemeler ”emredersiniz” diyor, beraat ettiriliyor.

Olmadı; ”görevden alacaksınız” deniliyor, görevden alınıyor.

Emin olun; ancak 3.sınıf bile olamayacak derebeyliklerde böyle işler mahkemeler!

En azından bu görüntü verilmemliydi. Herkesin zihinleri karıştı.

Artık hakimler, verdikleri kararda ne yapacaklarında şaşkınlar!

Kulaklarını kabartmışlar, Sayın Cumhurbaşkanı acaba ne düşünür diye onu gözetliyorlar.

Kendi bulundukları pozisyonu korumak için acaba hangi kararı vermeliyim onu düşünüyorlar.

Buna hukuk devleti denmez.

Böyle bir hukuk devleti olmaz!

Yazıktır, memleketimize yazıktır, bu kararları alanlara da yazıktır!

Kendi itibarlarını da zedeliyorlar!

MELEK ÇETİNKAYA

Türkiye’de hukuksuzluk sürekli devam ettiriliyor.

Melek Çetinkaya! Oğlu müebbet hapis cezası alan bir harbiyeli askeri öğrencinin annesi.

Sesini duyurmak, evladı için adalet aramak için çırpınan bir anne!

Benim anlamadığım, sık sık da gündeme getirdiğim, Sayın Cumurbaşkanı’nın çok yerindeki tespite ne oldu?

”Üstü ihanet, ortası ticaret, altı ibadet” demişti Fethullah Gülen Hareketi için.

Ya 19 yaşındaki bir askeri öğrencinin hainler sınıfına konulmasını aklım almıyor!

Bu mümkün değil! Öğrenci, emir-komuta zincirine yeni giriyor, ”silahını al, çık” denildiği zaman; o öğrenci silahını alıp çıkmak zorunda!

Şimdi siz o yaştaki öğrencileri hainler sınıfına koyarsanız; bu ülkede hain olmayan kimse kalmaz!

Karar alma yetkileri almayan öğrenciyi siz, ülkeyi yok etmek için ihtilale teşebbüs etmekle suçluyor, hapse atıyorsunuz!

Arkasından annesi; ”bu böyle olmaz, haksızlık, bunu bir defa daha gözden geçirin, yazıktır, günahtır” demesini içlerine sindiremediler.

Meclis’e gittiler, orda tartaklandılar, bir başka yerde aynı şekilde gözaltına alındılar.

Hakikaten içim parçalanıyor.

Anayasa’nın 34. maddesi çok açık:

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

3-5 kişi bir yerde toplandığı zaman, siz onları tartaklarsanız; bu memlekette fikir hürriyeti, inanç hürriyeti kalmaz!

Sayın Cumhurbaşkanım;

Siz bunu 25 sene önce yaşadınız, sizi de hapse attılar.

Çıktıktan sonra şimdi siz bunlara nasıl göz yumuyorsunuz Allah aşkına!

Aynı muameleden geçmiş olmasanız, derim ki bilmiyor.

4 ay haksız yere hapse atıldınız, 4 ay; uzun bir zaman değil.

Ama önemli. Bir belediye başkanı şiir okudu diye hapse atıldıysa; garibanların derdini anlaması lazım.

Yapmayın, etmeyin!

Nasıl ki sizin okuduğunuz bir şiiri, o zamanki mahkemeler yanlış anlayarak size mahkumiyet kararı verdilerse; şimdi siz aynısını başkalarına uygulatıyorsunuz ve kılınız kıpırdamıyor!

İlahi adalet var, ben inanıyorum.

Eninde, sonunda İlahi adalet tecelli eder!

Ben artık Sayın Cumhurbaşkanı’nından bu konularda düzeltici adımlar bekliyorum.

ÇÖZÜM: DİPLOMASİ

Bildiğiniz üzere; bölgemiz ve yakın coğrafyamızda son günlerde sıcak gelişmeler yaşanmaktadır.

Libya’da yaşanan son gelişmeler, dünya genelinde de yakından takip edilmektedir.

Çünkü Libya, Libya’dan ibaret değil!

Suriye’nin Suriye’den ibaret olmadığı, Irak’ın Irak’tan ibaret olmadığı gibi!

Dünyada, kriz alanlarının ve gerginliklerin giderek artması nedeniyle ciddi bir güvenlik kaygısı yaşanmaktadır.

Biz bugüne kadar, tırmanan bu gerginliklerin daha fazla büyümeden, sükunetle, aklı selimle, diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşması gerekliliğini ifade ettik.

Askeri çözümün değil, diplomatik ve siyasi çözümün aranması için onlarca defa çağrıda bulunduk.

BERLİN ZİRVESİ

Berlin’de yapılan Zirvesi herkesin dikkatini çekti.

Fakat unutulmamalıdır ki; İslam dünyasında kalıcı barış, Berlin Zirveleri’yle, Washington Konferansları ile değil; İstanbul’un, Bağdat’ın, Şam’ın, Tahran’ın bir araya gelmesi ile sağlanır!

Ümit ediyorum ki; Suriye’de yaşanan acı tecrübelerden, başta siyasiler olmak üzere, tüm insanlık dersini almış olsun!

Milyonlarca insanın kanı üzerinden siyaset yapmaya kalkışmanın nelere mâl olduğunu umarım herkes anlamıştır.

Hiç kimse artık; eşini, çocuğunu, anasını-babasını kaybeden, evinden, ülkesinden göç etmek zorunda kalan milyonlarca masumu görmezden gelemez!

Başta ülke yöneticilerimiz olmak üzere, hiç bir ülke, hiçbir siyasi; ”ben masumum” diyemez!

Her şey biz yaşarken oldu! Yaşananlar tüm dünyanın gözleri önünde yaşandı.

Artık herkesin durup bir kez daha düşünmesi ve bu anlamsız çatışmalara, kavgalara bir son vermesi gerekiyor.

Bunun vakti geldi de geçiyor bile!

Temennimiz; başta bölgemiz ve yakın coğrafyamız olmak üzere; dünyada yaşanan çatışmaların, diyolaog ve müzakere zemininde çözüme kavuşmasıdır.

Bu vesileyle; en sağlıklı yolun diplomatik ve siyasi çözüm yollarını aramak olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.

FATURALAR CEP YAKIYOR!

Bugün ülkemizde en ciddi problem adalet ve ekonomik gelişmelerdir.

Bugün insanımız geçinemiyor, evine ekmek götüremiyor, çocuğuna okul harçlığı veremiyor.

Elektirik ve doğalgaz faturaları da can yakar hale geldi.

Geçen senelerde 300-400 lira gelen faturalar bu sene 500-600 liraları bulmuş durumda.

İnsanlar sosyal medyadan paylaşıyor, birçok kişiyle konuşuyoruz; 800-1000 lirayı bulan faturalar var!

Yazıktır, günahtır!

-Dünya’da son bir yılda doğalgaz fiyatları %50’den fazla düşerken, her ne hikmetse ülkemizde %50’den fazla zam geldi.

Bunun cevabını hükümetin vermesi icap eder, bu nasıl mantık?

Bunun sebebi var; bütçeyi denkleştiremedi bu arkadaşlar!

Vergi, zam! Başka bir şey bilmiyorlar!

Yıllardır söylüyoruz; asfalt ve beton kayın doyurmaz.

Kızılderililer bundan 300 yıl önce anlamış, bunlar daha anlayamadı!

Ekonomi bu kadar dar boğazda iken; insanımızın sırtına bir de fazladan bu farkları yüklemek insafsızlıktır!

-TÜİK’in geçen aylarda yaptığı son bir araştırmaya göre de; ortalama elektrik ve doğalgaz fiyatları, geçen yedi yılda yüzde 60 ila yüzde 130 artış gösterdi.

Kamuda yapılan israfın, gösterişin faturası milletimize kesiliyor.

İktidara sesleniyorum; başta gıda fiyatları olmak üzere hayat pahalılığıyla mücadele eden insanımız, şimdi de faturalar ile mücadele etmeye çalışıyor.

Gelin insanımızın sırtındaki bu yükleri hafifletin, kendi yanlış politikalarınızın faturasını millete ödetmeyin!

KANAL İSTANBUL ve YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ

Evet; insanımız faturasını, kirasını ödeyemez, evini geçindiremez durumda iken, böylesine ağır bir krizle mücadele etmeye çalışırken, iktidar varsa-yoksa Kanal İstanbul türküsü söylemeye devam ediyor.

Biz bu arkadaşlara bir türlü anlatamadık, işin acı tarafı aslında anlıyorlar da işlerine gelmiyor.

Varsa-yoksa beton, asfalt, gökdelen, rant!

İşte Yavuz Sultan Selim Köprüsü!

Geçtiğimiz günlerde açıklandı; köprüden yine yeterli araç geçmediği için hazineden şirketlere ödenecek miktar, 2019 yılı için toplamda; 3 milyar lirayı geçiyor.

Yazıktır, Allah’tan korkun!

Milletimizin paraları, ülkemizin kaynakları nereye, kimlere gidiyor?

Bu konuda karneniz ortada, hal böyleyken şimdi de tutturdular Kanal İstanbul!

Kimler, nerelerden arsa almış, onlar da bir bir ortaya çıkıyor işte!

Bugüne kadar aldığınız rant odaklı kararlar, attığınız yanlış adımlar bizi hep çıkmaz bir sokağa getirdi.

Açlıktan ölen, geçinemediği için intihar eden insanların olduğu bir ülkede, bir avuç kaymak tabaka için, birileri rant elde edecek diye kaynaklarımızı betona, asfalta gömmeye devam ediyorlar!

İnsanlarımızın geçinemiyoruz feryatlarını duymazdan gelip, her gün ekranlarda; siyasiler, iktidara eklemlenmiş yazar, çizerler, kürsülerde koro halinde Kanal İstanbul türküsü söylüyorlar!

Tam bir ”cambaza bak cambaza” oyunu sergilenmektedir.

Milletin onlarca derdi varken; kamuoyunu böyle suni gündemlerle meşgul etmeyi artık huy edindiler.

Bu kısır tartışmaların, kim çay dağıtıyor, kim süt dağıtacak gibi absürt çekişmelerin kimseye faydası yoktur!

Ne zaman bu suni gündemleri bir kenara bırakıp, gerçek meselelerimize eğilirsek; işte o zaman babalar evine giderken rahatça çayını da alır, anneler çocuklarına istedikleri marketten istediği sütü de alır.

Bizim konuşmamız gereken konular işte bunlardır!

-Faturasını ödeyemeyen, çocuğunun, torunun istediğini alamayan, geçinemeyen insanlarımıza,

– Her gün hayat mücadelesi veren emeklililerimize, işçilerimize, memurlarımıza, işsizlerimize,

-Yarınlara dair umudunu yitirmiş gençlerimize, sabah-akşam;

Kanal İstanbul’un ve üzerinden yeteri kadar araç geçmeyen köprülerin faziletlerini anlatıyorlar.

Allah akıl, fikir, iz’an versin!

EĞİTİM

Değerli arkadaşlar; son olarak, Cuma günü başlayan yarıyıl tatili vesilesiyle eğitimcilerimizin problemlerine, taleplerine de değinmek istiyorum.

Ne yazık ki; diğer tüm alanlarda olduğu gibi eğitim konusunda da tablo hiç iç acı değil!

Tam bir keşmekeş!

Öğrencilerimizin, velilerinin ve eğitimcilerimizin problemleri, yaşadığı sıkıntılar giderek derinleşiyor.

Hedefler bir türlü gerçekleşmiyor.

Eğitim çalışanlarının sorunları bir türlü giderilmiyor.

Köklü sorunlara, kalıcı çözümler üretmek yerine problemlere makyaj yapılarak örtülmeye çalışılıyor.

2019-2020 yılının ilk dönemini geride bıraktık, maalesef yine beklentileri karşılayacak hiçbir adım atılmadı.

-Sözleşmeli öğretmenlerin kadro ve eşit haklar beklentisinin karşılanmaması,

-3600 ek gösterge artışı sözünün gereğinin yerine getirilmemesi,

-Öğretmen atama ve yer değiştirme süreçlerine ilişkin bir sistemin oluşturulmaması gibi pek çok sorun çözüm bekliyor.

Bunların yanı sıra;

-Ücretli öğretmenlik garabeti,

-Öğretmene karşı giderek artan şiddete karşı etkin ve caydırıcı bir adım atılmaması,

-Öğretmen açığı ve bir türlü ataması yapılmayan öğretmenler,

-Ders ücretlerindeki adaletsizlik,

-Okulların bütçe sorunu,

Eğitimin denetim ve rehberlik ayağının ihmal edilmesi gibi konularda beklentileri karşılayan adımlar hâlâ atılmış değildir.

-Öğretmenlerin görev, yetki, hak ve sorumluluklarının belirlendiği, mesleki gelişim ve kariyer basamaklarının ve iş güvencelerinin tanımlandığı, öğretmene destek niteliğinde bir meslek kanunu bir an önce çıkarılmalıdır.

-”Sözleşmeli öğretmen” kavramı tarihe karışmalıdır. Bu model, öğretmenlerimizin moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemekte, eğitimde verimliliği düşürmektedir.

-Sözleşmeli öğretmenlikten bir an evvel vazgeçilmeli, öğretmenlerimizin tümü kadrolu istihdam edilmelidir.

– 24 Haziran seçimleri öncesinde vadedilen, Cumhurbaşkanlığı ikinci 100 Günlük Eylem Planı’nda ve 2023 Eğitim Vizyonu’nda yer verilmesine rağmen; 3600 ek gösterge vaadi konusunda henüz hiçbir somut adım atılmadı.

-Öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesi başta olmak üzere, seçim sürecinde verilen vaatler bir an evvel ve mutlaka yerine getirilmelidir.

– Ne yazık ki; toplumumuzda şiddet olaylarının her geçen gün daha da arttığını üzülerek görüyor, biliyoruz.

Eğitimcilere karşı şiddeti önleyecek, eğitimcinin itibarını daha da artıracak, konumunu güçlendirecek, onu tehlikelere karşı koruyacak yasal düzenlemelerin yapılması artık kaçınılmazdır.

Şimdi sıraladıklarım olmak üzere, daha birçok konuda eğitim çalışanlarımız ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.

Unutulmamalıdır ki; ”bir öğretmen, bir nesil” demektir.

Bu nedenle; geleceğimizin teminatı gençlerimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin ve tüm eğitim çalışanlarımızın problemlerini dile getirmeyi, çözüm yollarını aramayı bir vazife olarak görüyoruz.

Ümit ediyoruz ki; iktidar da, eğitimcilerimizin, eğitim sendikalarının ve bizlerin dile getirdiği bu ve bunun gibi onlarca çözüm bekleyen konularda gerekli adımları bir an evvel atar.

Biz Saadet Partisi olarak; eğitim çalışanlarımızın, işçilerimizin, memurlarımızın, emeklilerimizin, gençlerimizin sorunlarını dile getirmeye, çözüm önerileri sunmaya devam edeceğiz.

Ülkemizin gerçek problemlerini kamoyunun gündemine getirmeye devam edeceğiz.

Suni gündemlerle, kısır siyasi çekişmelerle vakit kaybetmeden; insanlarımızın problemlerine nasıl çözüm üretirizi konuştuğumuz bir siyasi iklim temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyor, katılımınız için teşekkür ediyorum.