Cumhurbaşkanı Parti Başkanı Olmamalıdır

Genel Başkanımız’dan Madımak Mesajı
2 Temmuz 2019
Temel Karamollaoğlun’dan
Başbağlar Katliamı Mesajı
5 Temmuz 2019
Hepsini göster

Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu haftalık basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı sistemine yönelik sorulan soruya cevap veren Karamollaoğlu “Cumhurbaşkanlığı sistemi devam edebilir ama Cumhurbaşkanı parti başkanı olmamalıdır. Bunun yanında Cumhurbaşkanı denetlenebilir olmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

ERGENEKON BERAATLARI

Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz pazartesi Ergenekon davasında, tüm sanıkların “silahlı örgüt kurmak yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçundan beraatına karar verildi.

Geçmişte bu davanın sıkı bir şekilde takipçisi olmuştuk.O gün gerek Merhum Erbakan Hocamız bu konunun üzerinde durmuş, ordunun bizim ordumuz olduğu ve ordu içinde bir takım yanlışlar yapanlar sebebiyle ordunun tamamının yıpratılmaması gerektiğini söylemişti.

Şuan YİK Başkanımız olan Sn. Oğuzhan Asiltürk o gün tv’lerde bunun “Ordudaki Amerikan karşıtı subayların tasfiyesi olduğunu” söylemişti. Biz bunları söyleyince bir takım ahlaksız ve müfteri isimler  “Saadet Partisi Ergenekon’un dinci ayağıdır demişlerdi.” Şimdi aynı isimler utanmadan sıkılmadan bizi yine farklı şekilde itham etmeye devam ediyorlar.

Biz o dönemde ısrarla TSK’nın yıpratılmaması gerektiğini söylemiştik.Fakat ilerleyen süreçte haklı haksız denmeden birçok tutuklama ve ceza tatbik edildi.Son olarak ise bugün gelinen nokta da, verilen yanlış kararlardan dönülmüş oldu. Fakat bu yanlış kararlar ile binlerce insanın mağdur edildiği de unutulmamalıdır.

O gün ABD karşıtı subaylar tasfiye ediliyor bugün ise ABD yanlısı askerler tasfiye ediliyor. Elbette darbeye teşebbüs edenler cezasını çekmeli ama ordun komuta kademesini ve ordu düzenini bir daha zedelemek ülkeye zarar veriyor.

İşte örnekleri; askeri okullar kapatıldı.Askeri hastaneler sivillere devredildi. Bunların yanında son zamanlarda çıkan askerlik kanunu da bizi endişeye sevk ediyor.Çünkü asker sayımızı azalıyor.

İKTİDARIN ÇELİŞKİLERİ

Ergenekon sürecinin bu noktaya gelmesi sebebiyle şu hususları da vurgulamak istiyorum. Bu iktidarın hiç değişmeyen, çok temel bir özelliği var. Bu özellik hemen her konuda, başladığı nokta ile sonunda geldiği noktanın 180 derece ters olması.

         -Ergenekon davalarına savcı olarak başladılar sonra aynı Ergenekon’un avukatı oldular.

-Dış politikaya, Esad’a kardeşim diyerek, saraylarda ağırlayarak başladılar sonra en azılı Esad düşmanı oldular.

-Çözüm sürecine, Kandil’in yollarına kırmızı halılar sererek, Dolmabahçelerde mutabakat imzalayarak başladılar, Sonra taş üstünde taş bırakmayacağız dediler.

         -31 Mart sürecinde bizi terörle işbirliği ile suçladılar hatta sandıklarda muhalefet partileri ile birlikte oylara müdahale ettiğimizi bile iddia ettiler.

-En son 23 Haziran seçimleri öncesi bir dönüş daha yapıp İmralı’yı seçim referansı yapmaya kalktılar, ama bir fayda elde edemediler.

Her durumda devlet ve millet zarar gördü. Farkındalar mı bilmiyorum ama kendileri de itibar kaybettiler.

İşte bunun en büyük örneği İstanbul seçimleri. Böyle devlet yönetimi ve devlet aklı olmaz.

EKONOMİ ve TARIM POLİTİKALARI ALARM VERİYOR

Her hafta üzerinde durduğumuz aciliyet ihtiva eden bir başka meselemiz ise ekonomimizin hali pürmelali. G20 Zirvesi akabinde ekonomik göstergelerde bir rahatlama görülmektedir. İktidar buradan büyük başarılar elde etmiş gibi açıklama yapsa da bu zirvenin tek bir kazananı var o da Trump. Fakat buradan uyarmak istiyorum bu kimseyi rehavete sürüklemesin. Çarşının pazarın hali ortada her sabah yeni bir zam haberi ile uyanıyoruz.

İşte bunun son örneği Benzine gelen 27 kuruşluk zam. İktidar ekonomiyi düzeltmek istiyorsa; biran önce üretim anlayışına benimsemek zorunda. Bizim üretim üretim demekten dilimizde tüy bitti fakat iktidar bizi anlamamakta ısrarcı.

Biz et tekrar-u Ahsen velevkane 180 (tekrar iyidir velev ki 180 kere bile olsa) Anlayışı ile yine uyarıyoruz;

Türkiye ekonomisi bugünden itibaren bütün kaynaklarını üretime tahsis etmezse ekonomi düzelmez. Üretime hizmet etmeyen hiçbir yatırım başlatılmamalı. Bizim bu itirazlarımızdan hiç ders almıyorlar.

“Siz kimsiniz ki sizden ders alacagız, bizim 17 yıllık tecrübemiz var” diyorlar. İşte tecrübeleri ortada. Üretime yönelik yatırımlara ağırlık verin, israf ve yolsuzluğun önünü kesin.

Tarım’ı bir an önce canlandırmanın yollarına gidin. Şimdi hasat mevsimi başladı.  Tarımdaki girdilerin tamamından vergiler kaldırılmalıdır.  Çiftçinin elinden tutulmalı, ortada bırakılmamalıdır. Çiftçi her attığı adımda bir vergi ödemek zorunda kalıyor. Bu şekilde çiftçi nasıl üretim yapsın. Mazottan, gübreden, ilaçtan, elektrikten nerede bir vergi varsa muhakkak kaldırılmalı Çiftçinin elinden tutulmalı hasat zamanı çiftçi ortada kalmamalı.

Bizim şimdi fındık politikamı ney? Bilmiyoruz! Çay nasıl gidiyor, buğdayda ithalat devam edecek mi? Allah akıl fikir versin tohumda öyle bir sertifikalı tohum politikası güdüyorlar ki hiçbir çiftçi bunun üzerinden gelemez. Normal çiftçi bunu nasıl yapacak? Neymiş efendim büyük çiftçiler yapsın bunu. Büyükler yapmaz devlet çiftçinin elinden tutmak zorunda. Fransa, Almanya tarımda nasıl bu hale geldi Hollanda nasıl dünyayı besliyor bunlara bir gidip bakmaz mı insan? Şimdi çiftçinin ayağa kalkmasının formülü çok basit…

Peki niye bunu yapmıyorlar? Bunu ben de anlamıyorum bilmiyorlar mı yoksa kullanılıyorlar mı? Biliyorsunuz Fransa bizim tarım bakanımıza şövalye madalyası vermişti?

SURİYELİLERE YAPILAN SALDIRILAR

Son günlerde bizi endişeye sevk eden bir başka konu ise Suriyeli Mültecilere karşı gerçekleşen saldırılardır.  Birileri sanki Suriyeli mülteciler meselesini bilhassa kaşıyor ve olayların çıkması için çaba sarf ediyor. Suriyeli mültecilerin durumu ne yazık ki iktidarın yanlış Suriye politikasının bir sonucudur. Bugün savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyelileri mağdur etmek ise insanlık suçudur. Suriyeli mülteci meselesinin çözümü mültecilere kötü davranmak, insanlık dışı uygulamalarda bulunmak değildir. Bu meselenin hallolmasının en önemli faktörü Suriye’de barışın biran önce tesis edilmesidir.  Bunun için görünen o ki Esad kalıcı.Esad’ı hem ABD hem Rusya koruyor.

Esad’la bu meselenin çözülmesi şart. Fakat ben Esad’la görüşmem geri adım atmam diyor olabilirsiniz. Ergenekon’da nasıl geri adım attıysanız bunda da geri adım atın. Kendiniz görüşmek istemiyorsanız birilerini gönderin görüşsünler.

Akabinde ise ülkemizdeki Suriyeli meselesi zaten hallolacaktır.Bu gerçeğe rağmen olaya ırkçı bir şekilde, nefret dili ile yaklaşanlar bilmeli ki;Tarihe isimlerini kara bir leke olarak yazdırırlar.

LİBYA İLE YAŞANAN KRİZ

Dış politikada son günlerde yepyeni bir meselemiz daha oldu. Bir anda Libya’da ki silahlı gruplardan birisi ile savaş durumuna geldik.  Dış politikada sıfır sorun diye yola çıktığımız sürecin bu noktaya gelmesi son derece düşündürücüdür.

1974 Kıbrıs Harekâtında bize yardım gönderen Libya ile böyle bir krizin içinde bulunmamız da bir başka dikkat çekici husustur. Bu yaşanan gelişmeler dış politikamızın savrulduğunu ve bir istikameti olmadığının en büyük delilidir.İktidar şapkayı önüne koymalı ve dış politikada attığı ve atacağı adımları enine boyuna değerlendirmelidir.