Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu, haftalık olağan basın toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Genel Merkezde konuşan Karamollaoğlu, İslam aleminin Hicr-i yılbaşını kutladı. İkiz Kulelere 11 Eylül’de saldırı yapıldığını hatırlatan Karamollaoğlu, bu saldırıyı bahane ABD’nin İslam Coğrafyası’nda kan ve gözyaşının akmasına neden olan politikalar izlediğine dikkat çekti. 12 Eylül antidemokratik darbenin 38’inci yıl dönümü olduğunu da hatırlatan Karamollaoğlu, “Cenab-ı Allah bir daha bu millete 27 Mayıs’lar, 12 Eylül’ler, 28 Şubat’lar, 15 Temmuz’lar yaşatmasın” temennisinde bulundu. Darbelerle sadece demokrasinin değil, Türkiye’nin önünün kesildiğine vurgu yapan Karamollaoğlu, “Çalışanın emeği, fakir fukaranın ekmeği çalınmıştır.  Bir milletin umudu, geleceğe ilişkin hayalleri yok edilmiştir” dedi.

DARBELERDEN DERS ÇIKARMALIYIZ

Darbelerin önleminin yolunun darbelerden ders çıkarmaktan geçtiğini belirten Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Yapılan hatalara tekrar düşmemektir. Maalesef 12 Eylül’den sonra yapılan yanlışlar, Türkiye’yi 28 Şubat’a, 28 Şubat’ta yapılan yanlışlarda 15 Temmuz’a götürdü. Tıpkı 12 eylül’deki gibi 28 Şubat’ta da onbinlerce insan irtica bahanesiyle fişlendi. Binlercesi işten atıldı, ihraç edildi. Gece yarıları evleri basıldı.  Demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları rafa kaldırıldı.  Biz istiyoruz ki; 15 Temmuz’dan sonraki süreçte de aynı yanlışa düşülmesin. Elbette her türlü terör örgütünün üzerine gidilsin. Elbette Devlete sızmış her türlü illegal yapı dağıtılsın. Ama masumlar cezalandırılmasın. Onların masumiyeti üzerinden yürümesin.  Keyfiyet değil adalet esas alınsın.”

AYNI HATALAR TEKRARLANMASIN

Darbelerin çaresinin daha fazla demokrasi olduğuna dikkat çeken Karamollaoğlu, “Darbeleri önlemenin yolu: Daha fazla şeffaflık,  daha fazla demokrasidir. Herkesin saygı duyduğu bir adalet sistemini kurmaktır. Gelir dağılımında hakça bir paylaşımı sağlamaktır.  En önemlisi de; Türkiye Cumhuriyeti’ni, hiçbir ideolojinin, hiçbir yapının, hiçbir partinin ve hiçbir kişinin vesayet ve tahakkümü altına sokmamaktır” diyerek aynı hataların tekrarlanmaması vurgusu yaptı.

MISIR’DAKİ KARARLAR HUKUK CİNAYETİDİR

Mısır’da cunta yönetimi tarafından İhvanı Müslimin liderlerinin de arasında bulunduğu 75 kişi hakkında idam cezası ve 600’den fazla kişiye ise ağır hapis cezalarının verildiğini hatırlatan Karamollaoğlu,  “Öncelikle bu kararlar bir hukuk cinayetidir ve tarihe kara bir leke olarak geçecektir.  Süngü ve Postalın gölgesinde,  uyduruk bir mahkeme tarafından gerçek dışı iddia ve ithamlarla verilen bu kararlar, sadece hukukun değil,  vicdanın ve ahlakında ayaklar altına alındığın göstergesidir. Cunta yönetiminin bu zulmünü şiddetle kınıyoruz.  Mısır yönetimi kadar kınanması gerekenlerden biri de bu idamlara sessiz ve tepkisiz kalan uluslararası kurum ve kuruluşlardır.  Her fırsatta demokrasi havarisi kesilenlerin Mısır’daki darbe hukuku karşısında takındığı duyarsızlık ve iki yüzlülükdikkat çekicidir. Saadet Partisi olarak, bu hukuk cinayetlerinin durdurulması için uluslararası toplumu, islam ülkeleri yöneticilerini harekete geçmeye davet ediyoruz.  Elbette, bu nokta da en büyük görevlerden birisi de, İİT dönem başkanı olarak Türkiye’ye düşmektedir.  Yoksa, seçim meydanlarında; ‘Rabia işaretiyle’ dolaşıp ‘hey heylenmek’le dış politika yürümez” diye ekledi. 

İKTİDAR FIRSATÇILIĞI KENDİ İCRAATLARINDA ARAMALI

Son zamanlarda Türkiye’nin bir numaralı problemi haline gelen zam konusuna da değinen Karamollaoğlu, “Artık zamlar hayatımızın bir parçası oldu. Küçücük bir örnek olsun diye söylüyorum; Bir kutu küçük salça 4 liradan 8 liralara çıktı. Bir top A4 kağıt 6 liradan 22 liralara çıktı. İktidar bütün kağıt fabrikalarını satarak, ülkeyi kağıtta bile dışarıya bağımlı hale getirdi. Tuvalet kağıdı dahi 60 liralık rakamları gördü. Aynı zamanda ne yazık ki fırsatçılık da hortladı. Bir takım tarihi taşların heykellerin ziyaret edilmesine zam yapılmasını anlayamam. Bu hafta müze ve ören yerlerine yüzde 50’lerin üstünde zamlar yapıldı.  Kanaatimizce iktidar, fırsatçılığı sadece marketlerde değil kendi icraatlarında da  aramalı” diyerek çelişkileri ortaya koydu.

TÜRKİYE’NİN BÜYÜMESİ OBEZİTEDİR

Akl-ı selimle hareket etmek yerine komik tepkilerle karşılaşıldığını kaydeden Karamollaoğlu konuşmasına şöyle devam etti; “Hollanda ile ters düşüyor portakal bıçaklıyoruz. ABD ile ters düşüyor telefon parçalıyoruz. Son olarak ise Bursa’da bir turşu üreticisi firma dolara tepki göstermek için doların turşusunu kurmuş. Düştüğümüz durum komik bir hal aldı. Ne yazık ki en üst merciden en alta kadar olayları sağlıklı bir şekilde okuma yeteneğimizi kaybediyoruz. Telefon kırarak, portakal bıçaklayarak, doların turşusunu kurarak içinde bulunduğumuz krizden çıkmamız mümkün değildir. Bu hafta açıklanan 5.2’lik büyüme kimseyi kandırmasın. Sanayinin daraldığı, Ticaretin küçüldüğü, tarım ve hayvancılığın bitme noktasına geldiği bir ülkede sağlıklı büyümeden bahsetmek mümkün değildir.  Obezite hastalığı sadece insanlarda değil, ekonomide de olabilir. Türkiye’nin büyümesi sağlıklı bir büyüme değil, bir obezite hastalığıdır.”

 ÇİN’DEN ALINAN KREDİ MAKAM ARAÇLARININ YARISINA ANCAK YETİYOR

Saadet Partisi olarak haftalardır gündeme getirdikleri ‘israf ekonomisi son bulmalı’ söyleminin nihayet Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından dinlendiğinin altını çizen Karamollaoğlu, “Sayın Berat Albayrak’ın kamuya ait taşıtların envanterini istediği ve kamu araçlarında tasarruf planlamasına gitmeyi planladığı ortaya çıktı.  Bunu doğru ve sevindirici bir adım olarak görüyor, sonuna kadar destekliyoruz. Çünkü makam aracı gerçekten konusunda korkunç bir israf söz konusu; 2015-2016-2017, yani son 3 yılda kamuya araç satın alımına harcanan para; tam 4.9 milyar lira. Aynı dönemde araç kiralamaya harcanan miktar ise 1,5 milyar liradan fazla.  Toplamda 6.5 milyar lirayı buluyor. Buna 2018 yılının ilk yarısını da kattığımızda bu rakam 7 milyar liraya ulaşıyor. Daha iki ay önce Çin’den 3.6 milyar dolar kredi bulduğumuzda nasıl bayram ettiğimiz hatırlanacak olursa rakamların vahameti daha iyi anlaşılacaktır. İşte bizim israf dediğimiz tam da budur.  Atalarımız güzel demiş; ben yumuşatarak söyleyeceğim; Ekmeğimiz yok yemeye, limuzinle gidiyoruz gezmeye” diye konuştu.

16 YILDA GÖSTERİŞ VE ŞATAFAT YERİNE ÜRETİME HARCAMA YAPSAYDIK EKONOMİK KRİZ OLMAZDI

Son 16 yılda sahip olduğumuz kaynaklar, alınan borçlar gösteriş, şatafat ve makam araçları yerine üretime ve yatırıma harcanmış olsaydı Türkiye’nin bugün ekonomik krizle boğuşmayacağının altını çizen Karamollaoğlu, “Ama maalesef aynı hatada ısrar ediliyor.  Mesela bu hafta Alman Der Spiegel dergisinde  yayınlanan habere göre Türkiye ile Almanya arasında 35 milyar euroluk bir hızlı tren ağı projesi görüşülmüş.  Buna göre Almanya’dan alınacak 35 milyar euro’luk destek ile Türkiye’deki hızlı tren ağları yenilenecek ve mevcut ağlara yeni hatlar eklenecek. Buradan iktidarı tekrar tekrar uyarıyoruz; Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız.  Borç yiğidin kamçısı olmaktan çıktı, boğaza kadar geldi. Tekrar söylüyorum; biz hızlı trene karşı değiliz. Böyle hızlı borçlanmaya ve aldığımız borçların yanlış önceliklerde kullanılmasına karşıyız” dedi.

İDLİB ARAP SAÇINA DÖNDÜ

Tahran Zirvesi ve İdlib konusuna da değinen Karamollaoğlu, İdlib sürecinin Arap saçına döndüğünün altını çizdi. Büyük umutların bağlandığı Tahran Zirvesi’nden ne yazık ki çözüme dair bir kararın çıkmadığını belirten Karamollaoğlu, şunları kaydetti:  “Bölge de büyük acılar yaşandı. Çözüm silahta değil diyalogdadır. Suriye iç savaşının biran önce sonlandırılması bölgenin sükunete kavuşturulması için diyalog süreci kararlı bir şekilde sürdürülmelidir.  İdlib’e askeri müdahale yeni göç dalgalarını tetiklemekle kalmayacak, tarihin en büyük dramlarından birine neden olacaktır. Dış politika ‘hey heylerle’ yürütülemez. Oturup düşünmek lazım. Her zaman söylediğimiz gibi biz bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.”