Dış Politikada veya Ekonomide, Strateji Hamaset Üzerine İnşa Edilemez!

ÜSTÜNLERİN HUKUKU DEĞİL, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ESAS ALINMALIDIR!
7 Ekim 2019
Hepsini göster

Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun gündeme dair değerlendirmeleri:

Bu haftanın en önemli konusu Türkiye – Suriye sınırında meydana gelen kargaşadır. Dün TBMM, silahlı kuvvetlerimizin sınır dışı harekâtı için Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiyi uzatma kararı aldı. Elbette bu tip kararların ve yer geldiği zaman askerimizin harekât yapmasının arkasındayız.

Bu noktada hükümetin aldığı kararı elbette destekleriz.

Şunu da belirtmek isterim son zamanlarda hamaset havası politikaya hükmetmeye başladı. Bir yerde askerimiz çatışmaya giriyorsa biz askerimize her türlü desteği veririz ancak dış politikada veya ekonomide, strateji hamaset üzerine inşa edilemez.

Bizim mutlaka içinde bulunduğumuz şartları doğru analiz etmek ve kendi menfaatlerimizi geliştirmek veya yapılan saldırıları önlemek için strateji oluşturmamız gerekmektedir.

Politika stratejinden sonra gelir. Şu an maalesef bölgemizde oynanan oyunu sürekli olarak gündeme getirmeden ciddi ve tutarlı bir politika oluşturmamız mümkün olmaz.

Sn. Cumhurbaşkanı BM’de İsrail’in haksız tavrını gösterebilmek için bir harita gösterdi. Biz bu haritayı 2-3 yıldır sürekli gündemimizde tuttuk. Çünkü bu harita 1948 yılında BM kararı ile kurulan İsrail’in bölgede haksız bir şekilde Filistin topraklarını nasıl işgal ettiğini gösteriyor. İsrail’in bu politikası 1948’de ortaya konulan bir politika değil.

Son geldiğimiz noktada 2019 yılında seçimlere giderken Netahyahu’nun almış olduğu kararla Filistinliler vatandaş olarak görülmeyecekler. Ortadoğu yaklaşık 120 yıllık bir siyasetin ve stratejinin sonunda bu noktaya geldi.

Bu yaklaşıma siz hikâye anlatmak gibi bakarsanız, tarihi inkâr ediyorsunuz manasına gelir.

Artık Ortadoğu’da son perde oynuyor, bu son perdeyi ABD 1990’larda deklere etti. Adına da BOP dedi, Pentagon dergisinde yayınlandı önce. ABD’nin özellikle Ortadoğu ile ilgili politikalarını belirleyen kurum Pentagondur.

Obama, Guantanamo’yu kapatacaktı başarılı olamadı. Trump, Irak ve Afganistan’dan çekileceğim dedi çekilemedi üstüne askeri gücünü arttırdı. ABD şimdi Suriye’ye girdi, hem de silahlı kuvvetleri ile girdi üsleri ile girdi.

ABD’nin Irak’ta üsleri ve Afganistan’da üsleri var ve Türkiye’de İncirlik üssü var. İncirlik’te bulunan üs bir kere kapatıldı o da1974 yılında gerçekleşti.

Şimdi şu hususa dikkat çekmek istiyorum; Trump’ın twitleri ile bir takım kararların yürürlüğe girebileceğini düşünmemiz yanlış olur. Burada başka bir politika yürütülüyor. BOP dediğimiz proje yani Büyük İsrail Projesi.

Bu proje sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor, Ürdün’ü de, Lübnan’ı da, Suriye’yi de, Irak’ı da, İran’ı da hatta Suudi Arabistan’ı ve Pakistan’ı da ilgilendiriyor. Çünkü BOP bu bölgenin bütünüyle yeniden tanzim edilmesini içeriyor.

Bugün sadece dar bir bölgeye inhisar eden mücadelenin yanında çok daha geniş bir mücadeleye ihtiyacımız olduğunu ortaya koyuyor.  Bugün dar çerçevede alınan kararlar tatbikata konabilir ama ileride ki karşılaşacağımız tehlikelere karşı yeterli bir tedbir olmaz. Bu noktada yanlışlarımızı görüp kabul etmezsek ve yanlışlar üzerine politika inşa etmeye kalkarsak gidişatımız hep muallâkta kalır.

Biz AB ile yaptığımız müzakerelerde ilk tavizimizi verdik, Kıbrıs’ta Annan Planına destek vererek ilk tavizlerimizi verdik, Irak işgaline destek vererek ilk tavizlerimizi verdik. Ardından Suriye konusunda tavizler verdik.

Geçmişimizi hatırlamazsak doğru kararlar alamayız.

Bu noktada CHP geçtiğimiz günlerde kendi iç toplantısında “Nereden çıktı da bu başörtüsünü mesele yaptık dedi” bu çok basit bir iş görünebilir ama bir hata kabul edildi.

Hatayı kabul etmek erdemdir…

Bu örnek üzerinden iktidara sesleniyorum, hem kendi menfaatiniz için hem ülkemizin menfaat için hem bu bölgede huzurun bulunabilmesi için lütfen geçmişte yapmış olduğunuz hataları dikkate alarak yeni politikalar oluşturun.

Toplumu ötekileştirerek, iç huzuru tesis etmeden politika oluşturursanız bu politikalar herkese zarar verir.

Bu konuda Sn. Cumhurbaşkanı bütün parti liderlerini toplayıp bir istişarede bulunsa iyi olmaz mıydı, diye sormak istiyorum.

Çok badireli bir dönemden geçtiğimizi unutmayalım bugün oluşturulan politikaların tamamen ABD ile olan münasebetlere istinat ettirilerek yapılmasını da doğru olmadığını görelim. Trump adeta zıvanadan çıkmış gibi Türkiye’yi tehdit ediyor. Hükümetten bir Allah’ın kulu da çıkıp sen ne diyorsun diye cevap vermiyor. Bugüne kadar Trump’ın bu açıklamalarına karşı çıkan kimse olmadı.

Gelinen nokta itibariyle 30 km derinliğinde bir alanı tampon bölge olarak görmek problemlerin halli için yeterli değildir.  İktidarın uygulamaya çalıştığı politikaları ciddi bir biçimde gözden geçirmesini tavsiye ediyoruz.

İnşallah bu süreçten ülkemiz ve insanımız zarar görmeden bu problemlerin halli sağlanır diye ümit ediyorum.

ENFLASYON RAKAMLARI VE ZAMLAR

Ekonomiden sorumlu Bakan Sn. Albayrak ve Sn. Cumhurbaşkanı’da “hiç merak etmeyin her şey iyiye doğru gidiyor, enflasyon düşüyor, yatırımlar geliyor” gibi ifadeler kullansalar da insanımız şu an dertli.  Enflasyon güya tek haneli rakama indi ama zamlar hep çift haneli zamlar.

Geçtiğimiz hafta yine iktidar istikrarı elden bırakmadı zam yağmuruna devam etti.

Otoyol ve köprü ücretlerine %20 zam!

Tren bileti fiyatlarına da %20 zam!

PTT gönderi ücretlerine %20 zam!

Nasıl oluyor da bugün pazara çıktığınızda zam gelmeyen bir ürün bulamıyoruz?   Madem enflasyon tek haneye düşüyor, ekonomi hiç olmadığı kadar iyiye gidiyor da bu durum neden milletimizin cebine yansımıyor.

18 yıllık iktidarlarını “çıraklık kalfalık ustalık” dönemi diye ayırdılar, ustalık dönemindeler ama zamlar eskiyi aratacak kadar ihtişamlı oldu. Ekonomi böyle giderse bundan sonra daha da büyük sıkıntılar ile karşı karşıya kalacağız. Yatırımlar olmazsa üretim olmaz.

Üretim olmazsa ihtiyaçlar giderilemez, dışarıya bağımlı hale geliriz, enflasyon düşmez artar. Devlet çareyi zam yapmakta arar ama o da bizim derdimize dermen olmaz.

Kontrol elimizde demek yetmez, kontrol elinizdeyse bir şeyler yapın millet rahatlasın.

KHK’lıları DİNLEYİN!

Gelinen noktada Türkiye adalete muhtaç, son zamanlarda mahkemelerin aldığı bazı kararlar bir ümit ışığının doğmasına vesile oldu. Bugüne kadar alınan kararlar da yüksek mahkemeye itiraz edilirse rafa kalkıyordu ama sonra zamanlarda yüksek mahkemeler alınan kararların isabetli olmadığını tespit ediyorlar.

Bu durum bir umut ışığı veriyor ama tam olarak değil.

Türkiye’de şu an ciddi manada hürriyetlerin kısıtlanması tehlikesi var. Geçtiğimiz hafta KHK’lılar seslerini duyurmak için bir program tertip etmişler. Fakat izni alınan program son anda iptal edilmiş ve yasaklanmış.

Neden? Bu program anarşi değil, terör değil… Kendilerine verilen toplantı hakkını kullanarak bir yerde problemlerini görüşmek ve duyurmak istiyorlar. Ama buna yapamazsınız diyorlar, bu kanunları açıkça çiğnemektir.

Soma’da ki işçilerimizden bir grup yeter artık demişler, çıkıp Ankara’ya kadar yürüyelim derdimizi anlatalım demişler. Yolda polis yollarını kesiyor gidemezsiniz diyor.

Muhterem arkadaşlarım bu şaka değil! Toplantı hakkını kaldır, yürüyüş hakkını ortadan kaldır, miting yapma hakkını engelle! Demokrasi nerede kaldı. Sen istediğin gibi evde yat düşün ama bu düşünceni açıklarsan canını okuruz diyor böyle demokrasi mi olur, insan hakları mı olur? Hâlbuki bu insanlar seslerini duyursa altından başka bir şey çıkmaz.

Biz KHK ile işlerinden uzaklaştırılanları da, yürümeleri engel olunanların da, konuşmak isteyip de konuşamayanların da biz bu ülkenin en tabi insanları olarak görüyoruz.

Demokrasi bir noktada hakların aranabileceği bir rejimdir. Sadece ve sadece seçim yapılması demokrasinin sadece unsurlarından birisidir. Seçimle iş başına geldim ben lâ-yüs’el’im kimseye hesap vermem demek demokrasi değildir.

Hükümeti bu noktada hassas davranmaya davet ediyorum.