Oya Akgönenç: NATO Komplonun Bir Parçası

Saadet Partisi Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Oya Akgönenç 'NATO Komplonun Bir Parçası'

 27 Haziran 2012 , Çarşamba  13:17
Oya Akgönenç: NATO Komplonun Bir Parçası
Bu yazı Basın bölümü'nde 6.27.2012 tarihinde yayınlandı
Saadet Partisi Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Oya Akgönenç ile başta Suriye tarafından düşürülen uçağımız olmak üzere, Türkiye'nin krizi NATO'ya taşıması ve sonrasında yaşanacak muhtemel olayları konuştuk. Bizi kendi evinde ağırlayan Akgönenç, Türkiye ile Suriye'yi karşı karşıya getirmeyi amaçlayan uluslalar arası bir yapıdan söz ederek, uçağı düşüren Suriye'de, Batılıların satın aldığı bazı askeri yapılanmaların olabileceğini söyledi. Komplo Hazır... Suriye Uçağı Düşürür... Türkiye NATO'ya Gider... NATO İkinci Saldırı Olursa Müdahale Ederiz Der Ve İkinci Saldırı Olabilir...

Hocam öncelikle Arap Baharı'ndan başlamak istiyorum. İki yıldır yaşanan bu süreç içinde gelinen nokta iç açıcı mı?
Hemen şunu söyleyeyim. Ben Arap Baharı yerine Arap Halk Ayaklanmaları diyorum. Çünkü Bahar dediğiniz zaman bundan müspet bir sonuç doğacak yaz gelecek anlamı çıkıyor. Halbuki bir çok ülkede yaz yerine adeta sonbahar geldi.

Hazan rüzgarları esiyor. Mısır'da hala ne kazanıldığı belli değil. Bahar kelimesini batılı medya bir klişe haline getirdi.

Bütün Arap ülkelerinde başlayan halk ayaklanmaları, kendi içinde yaşanan gelişmelerden kaynaklanan ayaklanmalarıdır. Başka birilerinin olayı karıştırmalarından ziyade ülkelerde yaşanan ekonomik krizler siyasi baskılara yapılan tepkilerdir. Tunus'ta Cezayir'de insanlar bütün ömürlerini günde 2 dolara geçinmek zorundalar. Yani 8 TL ile. Düzelme ümidi de yok.

Buna karşı duyulan bir infialin sosyal ve ekonomik patlaması şeklinde kendini göstermiştir. Olaylar başladıktan sonra dışarıdan müdahaleler başladı. En çok Avrupa karıştı. ABD burada ikinci bir cephede kaldı. En büyük müdahaleleri Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar yaptı. Çünkü hem Arap ülkelerine yakınlar hem de eski sömürgecilik dönemlerinden kalma alışkanlıkları var. Hala oraya geri gitme hevesi var. Neden gitmek istiyorlar. Çünkü dünyanın en iyi petrol ve doğalgaz kaynakları var.  Bir kazanç ve çıkar uğruna buralara göz dikiyorlar.

ABD ise daha öne BOP'tan söz etmişti. Bunun boyutu başkaydı. Bu bölgelerde belki de bir düzenleme yapmayı öngörüyordu. Ama ABD farklı bir şeyle karşılaştı. ABD'nin kontrolü ile olmadı ama ABD duruma göre pozisyon aldı. 'Bundan nasıl faydalanırım' girişimlerine başladı.

İki yıldır yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki yıldan öneki durumdan fazlada bir fark yaratılamadı. Ne Tunus'ta, ne Mısır'da. Bu kadar kan döküldüğü ve can yakıldığı halde. Daha iyi bir seviyeye ulaştılar diyemiyoruz. Daha başlamadan biten acayip bir durum ortaya çıktı. Peki neden. Dünyadaki konjonktür sebebiyle. Buralardaki ciddi değişimleri ne ABD ve ne de AB kaldıramazdı. Onun için mümkün olduğu kadar durumun muhafazası yoluna gittiler. Mısır bunca mücadeleyi yaptı. Demokratik seçimlerden geçti. Ama ordu bir müdahale yaptı Cumhurbaşkanının bütün yetkilerini eline aldı ve boş bir kabuk bıraktı. Bunun neresi bahar, neresi kazanç. Sıfıra sıfır bir durum ortaya çıktı. Mısır'da ordu o kadar çok yemeye alışmıştı ki, bundan vazgeçemedi. Onlar için hayat boyu lüks bir hayattı. Ordunun arkasına bakmak da gerekir. Ordu ile en çok irtibatlı olan ülke ABD'dir. Bu durum ise ABD'nin de işine geldi. Bir yenilik istenmiyordu.

Daha sonra Suriye'de de halk taleplerini açıkça dile getirmeye başladı. Ancak gelinen noktada Suriyeliler için zor günler kapıda. Bu bağlamda Suriye'deki gelişmeler hakkında neler söyleyeceksiniz?
Suriye'nin kayıtsız kalması düşünülemezdi. Suriye'nin diğer ülkelerden yapısı farklıydı. Yüzde 90'lık bir Müslüman halk ve yüzde 9'luk bir Nusayri gurubun hakimiyetinde. Özellikle de Rusya'nın yardımıyla 40 yıldır insafsız bir diktatörlük şeklinde idareyi sürdüren bir grup. Bunu küçümsememek lazım. Hristyan grupların çok büyük etkisi vardır. Osmanlı döneminde de isyan bayrağını ilk çeken ve İngilizler ile anlaşan bu Suriye'deki Hristiyan gruplar olmuştur. Tarihe bir kez daha dikkatle bakmak gerek. Suriye'de de bir orta yol bulma şansı yoktu.

 
SAADET PARTİSİ HEYET GÖNDERMİŞTİ
Peki Suriye'de neden böyle bir durum ortaya çıktı?
Suriye'de 'sen biraz taviz ver ben biraz taviz vereyim orta yerde bir idare kuralım' anlayışı yok. Yok böyle bir şey. Ya sen ya ben. Ya Esad olacak ya karşı taraf olacak. Ortak hiçbir şey yok. Bu korku 'yani kaybedersek korkusu' o kadar derin ki, hepsinin sonu ve ölümü demektir. O zaman ben ölmeden karşıdakini öldüreyim mantığı var. Türkiye ise bu süreçte hükümet olarak pek çok tavsiyede bulundu. Orta yol bulun çağrısını hep yaptı. Sadece hükümet değil. Birçok grup bunu yaptı. Akrabamız, dostumuz orada diye. Hatta Saadet Partisi bir heyetle gitti. Tavsiyede bulunmak istiyorsan adamın karşısına oturup durumu anlatmak gerekir. Bu onu tasvip ediyorsun demek değildir. Sen onu uyarıyorsun. Bir bakıma bir tebliğ yapıyorsun. Bir kavgayı durdurmak istiyorsan kapının arkasına saklanarak mı durduracaksın. Türkiye ve Saadet Partisi bunu yaptı. Esad ile maliklerle konuştu. Bunu durdurmaya çalıştı.

Sonuç itibariyle bir iç karışıklık yaşanmaya başladı. Bu duruma uluslararası kuruluşları da harekete geçirdi fakat herhangi bir çözüm bulunamadı. Arap Ligi ve BM'nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye farklı bir ülke. Hal yolu bulunamazdı. Arap Birliği hiçbir şey yapamadı. İslam Teşkilatı hiçbir şey yapamadı. Bizzat ülkeler uğraştı bir şey olmadı. BM grubu gitti ve yine bir netice olmadı. Olayın bünyesi o kadar hastalıklı ki hiç bir metod, yaklaşım bunu düzeltemiyor. Oraya girmenin dışında her şeyi yaptı Türkiye. Bunu da yapsaydı o zaman komşusunu işgal etmiş ülke konumuna düşerdi. Hatta sınırda kamplar açtı ve kaçan insanlara bir sığınık olsun diye. Türk insanı olarak herkes üstüne düşeni yaptı.

Tamda burada sormak istiyorum. Evet Türkiye üstüne düşen birçok şeyi yaptı ama uçağımızı da Suriye düşürdü. Bu noktaya nasıl geldik?
Suriye'nin içinde inanılmaz bir dedikodu ve dezenformasyon var. Birileri bir hikaye uyduruyor ve gün bitmeden hikaye sınırın ötesine taşınıyor. 'Türkiye bizi yıkmak için gayret ediyor. Türkiye bizi zayıflatmak için çalışıyor' propagandası yayılmaya başladı. Bu da garip. Bunun mutlaka dış kaynaklı olduğuna inanıyorum. Türkiye o kadar yardım eli uzatmıştı, vizeleri kaldırmıştı. Bundan hoşlanmayan gruplar oldu. Türkiye-Suriye ile anlaşır bölgede bir barış havzası olursa. Bunu birçok ülke istemiyor. Bunun çünkü başka bir yorumu yok. Suriye'deki malik gruplar içinde de çok aşırı olanlar var. 'İsrail gelsin onlar İran'dan daha iyi' diyen bile var. Fakat bu hengâme arasında bizim keşif uçaklarımız da çalışmak zorunda. Çünkü hududun ötesinde çatışma var. Sürekli hareketli bir PKK var. Keşif uçakları Fantom 4 olarak bilinen uçaklardır. Bunlar bir bizde bir de İsrail'de var. Suriye için bilinen bir durum. Bu uçalar ya İsrail'in ya da Türkiye'nin. Bu uçaklar çok hızlı uçtuğu için birkaç saniye için bir sınıra girmek ve çıkmak normal. Trafikte giden arabalar bile kendi çizgisi içinde duramıyor. Birkaç saniye içinde bir kilometre girer ve hemen çıkar. Böyle durumda hemen uçak vurulmaz, düşürülmez.

Suriye gazeteleri Türk uçağı nerden girdi, nerde vuruldu, nerde düşürüldü şeklinde ilan yaptı. Açık bir provokasyon var. Ben seni böyle vururum. Bu çok garip bir olay. Bunu diyebilmek için resmen meydana çıkıp dövüş ilan etmek gibi bir söz. Evet vurabilirsin. Bu senin üstün olduğunu göstermez. Sadece o olayı yapacağın kadar kafasız olduğunu gösterir. Asıl sorulmak istenen nokta biz ne yapacağız.

Bu nokta da vatandaşımız itidalli olmasına rağmen hesabın sorulmasını da istiyor. Sizce neler yapılabilir?
Sakın ha! Soğukkanlı olacağız. İtidalli çağrılar doğrudur. Çünkü kızmak kolay ama kızmaya rağmen mantığa hakim olmak zor. Bu olayı unutmayacağız, kızacağız bütün öfkemize rağmen soğukkanlı olmalıyız. Başarmazsak herkesin beklediği tuzağa düşmüş olacağız.

BATILILAR SÜREKLİ KIŞKIRTIYOR
Rasmussen ve Clinton ise sürekli kışkırtan açıklamalarda bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bundan iki hafta önce Rasmussen geldiğinde dedi ki, 'Türkiye her zaman 5'inci maddeyi kullanabilir' dedi. Arkasından Clinton 'Türkiye icap ederse 5'inci maddeyi kullanabilir' dedi. Bunu bizde biliyoruz. Sizin söylemenize gerek yok. Her ikisi de Türkiye'ye sürekli 5'inci maddeyi hatırlatıyor. Bir an önce NATO'yu toplantıya çağır da kararı verelim diye bir şey bu. Bütün bunları bilen Suriye hangi akla hizmetten bu uçağı düşürdü. Neden böylesine provokasyon yaparcasına durumu böyle izah etti.

O zaman birileri Türkiye'yi zorla savaşa mı sokmak istiyor?
Türkiye'nin oraya saldırmasını sağlayabilirler. Bu cümleyi tesadüfen kullanmadım. Bence birileri böyle bir şey istiyor. Suriye'de muhalefet 6-7 gruba bölünmüş. Paraları körfez ülkeleri tarafından ödeniyor. Liderleri Avrupa'dan geldi. Sormak lazım. Niye bizim uçağımız düşürüldü. Çünkü hedef Türkiye. Esad ve Saray'da Türkiye'yi vurmaz ama istihbaratın başında olan kardeşi bunu der mi der. Ordunun çeşitli gruplarında akrabaları var. Asıl olayları da yapanlar bunlar.

Bunlar emri vermiş olabilirler mi olabilirler. Bunu niye yapsınlar. Ya batılı güçler onları satın aldı. 'Türkiye'yi provoke edeceksin Türkiye burayı vuracak. Sonrasında NATO girecek' Ya da Esad'dan ümidini kesenler 'hem onun yanında görünelim hem de Türkiye'yi provoke edelim' ve böylece Batı'nın saldırısını planlayan bir grup çıkabilir. Bu şartlar altında böyle saçma bir şey yapabilirler. Çünkü bunun dışında hiçbir mantığı yok uçağımızın düşürülmesinin.

 
RUSYA ARTIK 'BEN DE VARIM' DİYOR
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya yeniden bir soğuk savaş dönemine mi giriyor. Düşürülen uçak bunun göstergesi mi acaba?
Suriye'nin bütün silahları Rusya'dandır. Rusya oraya her zaman hakimdir. Rusya oradadır açıkçası. Dünya yeniden iki kutuplu olmak üzere. Eskiden SSCB ve ABD vardı.

Putin'in yeniden seçilmesiyle Putin'de artık 'bende varım' diyor. Bu gözden kaçmayacak bir mesaj. Sadece ABD'nin istediği olmayacak dengede Rusya'da var. Bu çok önemli. Putin 'Ben Rusya'yı güçlü ordu yapacağım' iddiası ile geldim diyor. Putin hem Ortadoğu'da hem de Afganistan politikası konusunda önemli gelişmeler yapıyor. Putin'in önümüzdeki günlerde yapacağı ziyaret bu noktada önemli. Türkiye ziyareti sonrası Pakistan'a da gidecek. Çünkü ABD bu günlerde Pakistan'ı neredeyse ezmek üzere.

 
HESAP İÇİN DE HESAP VAR
O zaman ortada çok problemli bir denklem mi var?
Bu uçağın düşürülmesinde hesap bir değil. Türkiye'nin ekonomik anlamda durumu. PKK meselesi. Bölgesel güç olma durumu ve diğer gelişmeler. Bütün bunları ele alınca hesap bir değil. Başka hesaplar da var işin içinde.

Bütün bunları kim planlayabilir?
Batı. her zaman olduğu gibi yine Batı. Sırf ABD değil. ABD de var AB'de var. Dünya yeniden şekilleniyor. 1990'da tek kutuplu bir dünya oldu. Şimdi tekrar iki kutuplu hale geliyor. Resmen bu bir güç çekişmesi. Bu çekişmede biz de varız. Çünkü biz ülke olarak Orta Siklete oynuyoruz. Ayağımızın kaymaması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Türkiye dengeyi gözetmesi gerekir. Uluslar arası anlaşmalara bağlı olduğu durumlar ve bölgesel gücü de önemli. Türkiye'de bir sarsıntı olursa arkasından İran gelir. Böyle olursa arkasından bölge ateş topuna dönüşür.

Türkiye, uçağın düşürüldüğü gün savaşın eşiğine getirildi. Ancak aklı selim hakim oldu ve pozisyonunu korudu. Ancak şimdi NATO'yu toplantıya çağırması uygun mu?
O kadar saçma bir durum ile karşı karşıya kaldık ki. Arap Ligini çağırsa hiçbir şey yapamıyor. BM'ye götürse hiçbir şey yapılamıyor. Son çare olarak 'bana bak sen bana bunu yaparsan bende en son şeye başvururum. Sana haddini bildiririm' Söylenmeyen ama anlaşılan mesajlar. Bu ise çok tehlikeli. Toplantı da gündeme biz mi hakim olacağız yoksa sürekli savaş diyenler mi hakim olacak. Onu göreceğiz. NATO'nun şahin kanadı gelip savaş isteyecek. Erdoğan'a büyük iş düşüyor. Gündeme biz hakim olmalıyız. Kızgınız ama Türkiye beklemeyi tercih ediyor demesi gerekir. Temennimiz odur ki, Türkiye mutedil durumunu muhafaza edebilsin.

NATO'yu çağıracak derecede bir olay değildir. Her şeyin bir durumu sözkonusudur. Türkiye bununla başa çıkacak güçtedir. Rasmussen ve Clinton'un kışkırtması acaba işe yaradı mı?
Keşke NATO'yu çağırmayı biraz daha ilerde bıraksaydık. Türkiye NATO'yu çağırmakta acele etti. Çok riskli bir noktada duruyoruz. Ya NATO'yu tam kontrolde tutacağız ya da sürükleneceğiz bilinmez bir yere. Sakın ha bu yanlış adımı atmayın. Türkiye için bir felaket olur. Bütün gücümüzle soğukkanlı olmalıyız. Türkiye katiyen savaşı düşünmemelidir.

Milli Gazete
http://milligazete.com.tr/haber/nato-komplonun-bir-parcasi-243235.htm



Etiketler :


 
Sayfa yükleniyor. Lütfen bekleyiniz.