İktidarın Dış Politikası İflas Etmiştir

İstanbul Sözleşmesi Feshedilmeli
7 Ağustos 2019
Yolsuzluk ve İsrafın Yerini
Bilinçli Soygun Aldı
8 Ağustos 2019
Hepsini göster

Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu’nun haftalık basın toplantısı notları;

“İKTİDARIN DIŞ POLİTİKASI İFLAS ETMİŞTİR

Dışişleri Bakanı Sn. Çavuşoğlu 11. Büyükelçiler Konferansı’nda, “Yeniden Asya açılımını bugün buradan ilan ediyoruz…” dedi. Elbette Türkiye’nin çok taraflı diplomasi yürütmesi önemlidir. Bu doğrultuda Asya ülkeleri ile de her açıdan ilişki kurması ve bunları geliştirmesi ve ileri noktalara taşımasında Türkiye’nin ve dünya barışının sağlanması için ihtiyaç vardır.

Küresel güçlerin coğrafyamızda ve ülkemizde taşıdığı emellerin önüne geçilmesi için eskiden var olduğu gibi, sınır komşularımız başta olmak üzere Asya ülkeleri ile bir araya gelmek ekonomik ve siyasi işbirliklerinde bulunmak elzemdir. Fakat iktidarın ciddi bir dış politika vizyonunun olmaması Türkiye’yi küresel manada etkisi olmayan bir ülke haline getirmiştir.

İşte bakınız İdlib meselesi, ne yazık ki Türkiye artık itibar edilmeyen bir ülke konumuna getirilmiştir. Bunun da en büyük müsebbibi iktidar ve onun yanlış dış politika hamleleridir. Ayrıca açıklamanın içerisinde her ne kadar Asya açılımı yapılacak deniyorsa da, son aşamada adeta Trump’a umut bağlanmasını bir çaresizlik, şaşkınlık ve kafa karışıklığı olarak gördüğümüzü de ifade etmek istiyorum.

Anlaşılıyor ki iktidar bugüne kadar takip ettiği politikaların tamamen iflas ettiğini görmüş, fakat içinde bulunulan krizden nasıl çıkılabileceği anlayışına sahip değildir. İşte bundan dolayı ciddi bir çaresizlik yaşamaktadır.

Bu çaresizliğinin sebeplerini kısaca özetlemek gerekirse;

  • Hatırlayınız Irak işgaline verilen destek öyle bir noktaya varmıştı ki, dönemin Başbakanı ABD askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için Amerikan’ın önde gelen gazetelerinde yayınlanan yazısında işgal kuvvetlerine dua ve niyazda bulunmuştu.
  • Suriye iç savaşı körüklendi, 2 haftada Cuma namazını Emeviye Camiinde kılmayı hayal ederken, 7 yılı aşkın süredir bitmeyen bir savaşla karşı karşıya kalındı. Bugün Suriye en önemli baş ağrısı haline dönüşmüşse bunun en büyük sorumlusu, bu coğrafyada küresel güçlerin at oynatmasına zemin hazırlayan bu iktidardır.
  • Libya da kafa karışıklığına kurban gitti. Libya’nın şu an ki hale gelmesinin de önde gelen sorumlusu yine bu iktidardır. Önce NATO’nun ne işi var Libya’da denildi ancak hem de 1 hafta sonra NATO’nun Libya’ya müdahalesine en fazla destek veren maalesef yine bu iktidar oldu.
  • Yemen’deki katliama sessiz kalındı ve hala sessiz kalınıyor. Katliam ve zulümler gündemden düştü.
  • Arakanla ilgileniliyormuş gibi yapıldı ama katliamların son bulması adına doğru düzgün bir mesafe kat edilemedi.
  • Üzülerek ifade etmeliyiz ki Mavi Marmara şehitleri üzülerek ifade edelim ki, adı sözde tazminat, kendisi bağış olan 20 milyon dolara gündemden düşürülmek istendi.Şimdi kalkmışlar yeni politikalar oluşturacaklarını, yüzlerini artık Asya’ya çevireceklerini söylüyorlar. Bu akılla ne yaparlarsa yapsınlar, hiçbir mesafe kat edemezler.

AB uğruna verilen tavizlerin acısı şimdi çıkmaya başladı.

En başta, “Fırat Havzasını”, İsrail’in su ihtiyacını karşılamak maksadıyla “Uluslararası bir kuruma” terk edilmesi talebine rıza gösterdiler.

Eğer iktidarın büyük bir içtenlikle savunduğu “Annan Planı” kabul edilmiş olsaydı bugün Kıbrıs diye bir meselemiz olmayacaktı. Ne doğalgazı ne de kıta sahanlığını konuşabilecektik. Çünkü Kıbrıs tamamen elimizden çıkmış olacaktı ve adadaki bütün haklarımız ortadan kalkacaktı.

Etkili bir dış politika, ancak güçlü bir ekonominiz varsa oluşturulabilir. Bunu iktidara her zaman hatırlattık. Onlar da zaman zaman bu cümleye atıf yapma ihtiyacı duydular. Ancak tam olarak hala ne kastettiğimizi anladıkları kanaatinde değiliz.

Şu gerçek asla unutulmamalıdır; Dış politikada şahsiyetli bir irade ve tavır içinde davranmak şiarımız olmalıdır. D-8’ler, İslam İşbirliği gibi gibi kurulu teşkilatlar canlandırılmalıdır.

Hep söyledik. Yine tekrar etmekte fayda görüyoruz.

Üretime dayalı bir ekonomi gerçekleştirilmeden, yüksek teknolojiyi gündeme almadan güçlü bir ekonomiden bahsedilemez. Bu bile tek başına yetmez.

Adaletin kâmil manada sağlanmadığı,ehliyet ve liyakate gerekli önemin verilmediği, yolsuzluk, israf ve rüşvetin kural haline geldiği, insanların kendilerini güvende hissetmediği, ahlaki değerlere itibar edilmediği, kutuplaşmanın bizzat iktidar tarafından bir siyasi araç olarak kullanıldığı bir ülke güçlü olamaz.

Kendi ayakları üzerine sağlam basamaz. Böyle bir ülke ne güçlü olur ne de huzurlu olur.

Güçlü olmak başka, kendini güçlü hissetmek veya öyle göstermek başkadır.

Bugüne kadar yapılan bütün hataları düzeltme istikametinde ciddi adımlar atılmazsa ülkemizin güçlü, etkili ve itibarlı hale gelmesi mümkün değildir.

İlk adım herkesin eteklerindeki taşları dökmesidir. Sonra toplumun bütün kesimleri ile kucaklaşarak işe başlamak gerekir.

Arkasından adalet, hürriyet, emniyet merkezli bir anlayışın hâkim kılınması şarttır. Ehliyet ve liyakati esas alan yaklaşım içinde bulunmak olmazsa olmazdır. Yolsuzluk, usulsüzlük, suiistimal ve israfı terk etmek kamuoyuna önemli bir mesaj anlamını taşır. Şeffaflığı ve denetlenebilir olmayı kabul etmek, bunu uygulamalarla ortaya koymak ve istişare ile olaylara yaklaşmak sorunların üstesinden gelmek adına önemli bir başlangıç olacaktır.

İKTİDAR BETON ve ASFALTIN YENMEDİĞİNİ ANLAYACAK

Ülkemizin iki önemli konusuna daha temas etmek istiyorum.

Birincisi şu an Kazdağları’nda devam eden altın madeni arama faaliyetleridir.

Hemen belirtelim ki biz ne madenciliğe ne de altın aramaya karşıyız.
Biz bugün uygulanan yöntemlerle altın aramaya karşıyız.

Özellikle altın işlenirken kullanılan siyanür bizi endişeye sevk etmektedir.
Ege bölgesinde devam eden altın arama faaliyetleri, Ege’nin bütün su kaynaklarını tehdit etmektedir.

Eğer suyumuz ve toprağımız kirlenirse dünyanın en değerli hazinelerine de sahip olsak bir işe yaramaz.

Fakat iktidar ne yazık ki beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu bir türlü idrak edemiyor. Yahut dar boğazın içine düştüğü için anladı da anlamamış gibi yapıyor! Bu durum hali ile hepimizi endişeye sevk ediyor.

Bir başka konu ise İstanbul – İzmir otoyolu ücretidir.

Şimdi biz burada alınacak ücretin miktarını eleştireceğiz lakin iktidar bizi yine kasten yanlış anlayacak; yol ve köprülere karşıymışız gibi manipülasyon yapacak.

Elbette bu tür yatırım ve hizmetler son derece önemlidir. Fakat bizim gibi üretmeden tüketme hastalığına tutulmuş ülkelerde bu yatırımların bedeli çok yüksek oluyor.

Türkiye ekonomik olarak dar boğazın içinde olduğu için yol köprü geçişleri yüksek fiyatlarla belirleniyor.

Şimdi İstanbul – İzmir arası gidiş geliş ortalama 500 lirayı aşan ücrete sahip olacak. Bu rakam çok yüksek ve kesinlikle makul değil. Muhakkak üzerinde tekrar düşünülmesi icap etmektedir.

İktidarın YAP-İŞLET-DEVRET modeli milletimizin geleceğini ipotek altına almaktır.

Kamu yatırımları demek vatandaşa en iyi hizmeti mümkünse ücretsiz, değilse bile en ucuza sunmaktır.

Devlet tüccar vatandaş da müşteri değildir. Vatandaş ödediği vergilerin yanında, bir de geçiş garantileri ile sıfır riskle atılan imzalarla ek bir maliyeti yüklenmek zorunda bırakılmamalıdır.

Umuyoruz ki iktidar son zamanlarda iğneden ipliğe, yoldan köprüye yaptığı zamların tahribatını ortadan kaldıracak bir ekonomik politika belirler.”