ENDONEZYA DEPREMİ 

Bu hafta yine yüreğimizi yakan bir haberle sarsıldık.

Dost ve kardeş ülke  Endonezya deprem ve tsunami felaketine maruz kaldı.

Yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi de yaralı.

Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, Endonezya halkının büyük acısını yürekten paylaşıyoruz.

Maalesef Türkiye’miz  ciddi fay hatlarının üzerinde bulunuyor.

Geçmişte benzer acıları defalarca yaşadık. Bu acılardan ders almamız lazım.

Üç-beş oy fazla alacağız diye imar affı getirmek, imardaki kronik problemleri çözmez daha büyük felaketlere davetiye çıkarır.

Bir an evvel muhtemel bir deprem felaketine ilişkin tedbirleri kararlı bir şekilde almak zorundayız. Dünyadaki son gelişmeler bize bir ikaz olmalıdır.

Bu konuda iktidarı acilen göreve davet ediyoruz.

TBMM YENİ DÖNEM AÇILIŞI

TBMM’nin yeni yasama yılı bu hafta itibariyle başladı.

Yeni dönemin ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

TBMM millet iradesinin yeganetecelligahıdır. Demokrasilerde çözümün nihai adresidir.

Bu yüzden meclis ne kadar güçlü olursa, Türkiye o kadar güçlenir.

Milletvekilleri yapacakları çalışmalarda1 kişinin değil 80 milyonun temsilcisi olduklarını unutmamalıdır.

Çalışmalarında bu şuur ve beklentiye uygun hareket etmeli,

“Gücün Hukukunu”değil “Hukukun Gücünü” koruyan bir duruş ortaya koymalıdır.

YENİ DÖNEMDE TBMM’DEN BEKLENTİLERİMİZ

Yeni yasama dönemine başlarken parlamentoya şu çağrıları yapmayı milletimize ve tarihe karşı bir sorumluluk olarak görüyoruz;

-Hukukun üstünlüğü mutlak surette tesis edilmelidir Etkiden ve önyargıdan arındırılmış bir adalet mekanizması kurulmalıdır.

- Temel hak ve özgürlükler teminat altına alınmalı, düşünce, ifade ve basın özgürlüğü sağlanmalıdır.

- Ülkede barış ve huzur ortamını temin edecek bir dil ve üslup kullanılmalıdır.

- Bütün milletvekilleri yolsuzluk ve israfın üzerine gitmeli, ülke kaynaklarının titiz ve sıkı birer takipçisi olmalıdır.

- Devlet yönetiminde torpil ve iltimasın değil ehliyet ve liyakatin esas alınması için mücadele etmelidir.

- İçeride ne kadar birlik olursak dışarıya karşı o kadar güçlü oluruz. Bu birliğin inşasında da en önemli sorumluluk parlamentonundur.

- En hızlı şekilde milli birlik ve beraberlik süreci başlatılmalıdır. Kardeşlik yurdu bir Türkiye’nin inşası için herkes üzerine düşen vazifeyi yerine getirmelidir.

MCKİNSEY TÜRKİYE’NİN KAYYUMU OLMUŞTUR.

Elbette, demokrasi ile ekonomi birbirinden bağımsız düşünülemez.

-Bir milletin geleceğini bir kişiye bağlamak ne kadar yanlışsa,

-Bir ekonominin geleceğini de bir şirkete bağlamak o kadar yanlıştır.

Bunun en son ve en dramatik örneği ekonomi yönetiminin ABD’li şirketlere  teslim edilmesidir.

Açık söylüyorum; Mckinsey, Türkiye’ye atanmış bir kayyumdur.

Malumunuz bu iktidar kayyumlarıyla ünlü.

Belediyelere, şirketlere, derneklere, önüne gelen her yere kayyum atadı.

Şimdi de yürüttüğü yanlış politikalar yüzünden Türkiye Cumhuriyeti’ni,Amerika’lı bir kayyuma teslim etmek zorunda kalmıştır.

Bu adım;daha anlaşılabilir bir ifade ile“Ben bu ülkeyi yönetemiyorum. Amerikalı Mckinsey yönetecek”itirafından başka bir şey değildir.

MCKİNSEY SORULARI!

Bu arada bizi endişelendiren sorular var:

Bu şirkete ne kadar ücret ödenecektir. Kulağımıza, 250-300 milyon lirayı bulan çok ciddi rakamlar geliyor. İktidar neden ısrarla ödenecek ücreti açıklamaktan kaçınmaktadır?

Düne kadar yerli ve milli duruş adı altında vatandaşa ı-phone telefon kırdıran iktidar, şimdi hangi milli gerekçeyle devleti Amerikalı bir şirkete teslim etmektedir?

Çok daha önemlisi; Bir ülkenin bakanlıkları o ülkenin sırrıdır, mahremidir. Bu durumda 16 bakanlığın verilerinin güvenliği nasıl sağlanacaktır?  ülke verilerinin başka bir ülkenin eline geçmemesinin bir garantisi var mıdır?

Bu şirket daha önce Türkiye’de benzer danışmanlık hizmetleri vermiş midir? Bu hizmetlerin sonuçları ne olmuştur?

Mckinsey’in 2001 krizinden sonra Özelleştirme İdaresi’ne danışmanlık hizmeti verdiği, Tekel, Telekom, Tedaş, , Seka gibi varlıklarımızın  özelleştirilmesinde etkin rol aldığı iddiası doğru mudur?

ÖZELLEŞTİRME DEĞİL YAĞMALAMA

Neredeyse bu özelleştirmelerin tamamı hüsranla sonuçlanmış.

-TELEKOM;Türkiye’nin en büyük varlıklarından birisiydi. özelleştirildikten sonra varlıkları satıldı. içi boşaltıldı. Türkiye’nin en fazla vergi ödeyen kurumu iken, şimdi Türkiye’nin en borçlu kurumu olarak milletin üzerine yıkıldı. Sadece Telekom’un Türk ekonomisine maliyeti 100 milyar lirayı buluyor.

Her birinin hikayesi ayrı bir dram..

100 yıllık birikimlerimiz 15 yılda tüketildi.

SEKA SATILDI ŞİMDİ TÜRKİYE KİTAP BASAMIYOR

SEKA satılırken;“ne yapacaklar, fabrikayı sırtlayıp götürecekler mi?”deniyordu.

Keşke sırtlayıp götürselerdi, çünkü çok daha vahimi oldu.

Türkiye bugün kağıtta yüzde 100 dışa bağımlı hale geldi.

Kağıt krizi yüzünden Türkiye kitap basamaz, gazete çıkaramaz hale geldi.

Sadece bir örnek vermek istiyorum:

Önceki gün yerel gazetesi olan bir arkadaşımız genel merkezimiziarıyor.

Sesi titriyor telefonda. “Batıyoruz başkanım lütfen sesimiz olun” diyor.

Türkiye’de 3 bin civarında yerel gazete var. Şu anda  Bin 600 tanesi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya.

Niye? Gazete kağıdı yüzde 110 artmış. Devletten tek kuruş destek yok.

Başkanım diyor nolur bunu dile getirin.

Asıl dramatik olansa şu; bunu söylüyor ama ardından ekliyor “lütfen benim adım geçmesin”.

Neden? Çünkü adı geçerse hain damgası yiyecek. Ya anarşist ya da terörist olmakla suçlanacak.

Acı ama gerçek. Türkiye’nin sadece ‘ekonomi tablosu’ değil ‘demokrasi tablosu’ da bu!

Türkiye aynı zamanda bir korku devleti!

VATANDAŞLA-İKTİDARIN “İŞ VE AŞ”ANLAYIŞI FARKLI

Gazetecisinden, memuruna, işçisinden, emeklisine, esnafından, işadamına her kesim ekonomik krizle boğuşuyor.

İnsanımız yağmur gibi gelen zamlar yüzünden evine ekmek götürmekte zorlanıyor.

Millet kelimenin tam manasıyla İŞ ve  derdinde.

Aslında iktidarın derdi de İŞ ve AŞ!

Ama arada çok temel bir fark var.

İktidarın İŞ derdi İŞ BANKASI

derdi ise devletin elde kalan son Anonim Şirketleri..son A.Ş.’ler

Türk Hava Yolları . PTT , Türksat. BOTAŞ . Türkiye Petrolleri 

Korkarız ki; Mckinsey’le birlikte Varlık Fonu’ndaki son varlıklarda elden çıkarılacak.

Korkarız ki; THY’nin sonu Telekom, Türksat’ın sonu da Tekel gibi olacak.

Allah göstermesin…

BİZİM ÇİFTÇİYE 12 MİLYAR YABANCI ÇİFTÇİYE 66 MİLYAR

Bu iktidarın ekonomi anlayışıtümdenyanlış.

“Tarımı Arsadan- Ekonomiyi Borsa’dan”ibaret görüyor.

Tarım bitmiş, hayvancılık bitmiş, Türkiye her konuda olduğu gibi tarımda da dışa bağımlı hale gelmiş.

Mesela Ziraat Mühendisleri Odası’nın raporuna göre;

-Geçen yıl  çiftçiye12,7 milyar TL destekleme ödemesi yapılırken, 

-Aynı dönemde Tarım ürünleri ithalatına ödenen para 66,6 milyar lira. 

Yani kaynaklar çiftçimizin üretmesi için değil, ithalat için kullanılmış!

Çiftçinin borcu son 15 yılda 89 kat artmış.

Yanlış politikalar yüzünden milyonlarca dönüm arazi ekilemiyor.

Şekeri Kargile, Fındığı Ferrero’ya

Ekonomiyi McKinseye havale eden bir anlayış ne kadar yerlidir.

FRANSA’DAKİ TARIM FUARININ ONUR KONUĞU KİM?

Bu rakamları niye hatırlattım.

Bugün Fransa’da bir Tarım Fuarı başlıyor.

Yani Fransız tarım ürünleri, Fransız hayvan ırkları bu fuarda diğer ülke katılımcılarına tanıtılacak.

Peki bu fuarın onur konuğu kim?  Türkiye!

Fransa tarım fuarına, Türkiye’yi onur konuğu olarak davet ediyor.

Biliyorsunuz daha önceki bir tarım bakanımıza da aynı Fransa,“üstün liyakat şövalyesi nişanı!”vermişti!

Nasıl olur diye araştırınca, nişanın altından, 250 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı çıkmıştı.

Bakalım şimdi onur konukluğunun altından ne çıkacak?Merakla bekliyor ve takip ediyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:

-Çok değil bundan 5-10 yıl önce Fransız çiftçisi traktörlerle Paris’in yollarını kapatıyordu.

-Bugün en büyük tarım ihracatçısı ülkelerden biri oldu. Türkiye sayesinde!

Yani; nişan değil altın madalya taksalar, başköşe de ağırlasalar haklarıdır!

KENDİ İNSANIMIZA VE KENDİ KAYNAKLARIMIZA GÜVENİN

Buradan iktidara sesleniyorum. Bir an önce gerçekleri görün!

Bu ülkenin geleceğini evlatlarımızın, istikbalini ipotek altına alıyorsunuz.

Açtığınız yaralar, bu kafa ile giderse 80 senede sarılamaz.

Bu hafta Domates 10 lirayı gördü. Allah göstermesin böyle giderse, bir kucak para ile bir paket tavuk alamaz hale geleceğiz. 

İçinde bulunduğumuz krizin ne kadar derin olduğu ortadadır.

Defalarca söyledik lakin bir kere daha hatırlatmak istiyorum.

Türkiye’de McKinsey gibi şirketleri cebinden çıkaracak bir sürü akademisyenimiz var ekonomistimiz var.

Fransız çiftsinden çok daha çalışkan, çok daha üretken, çok daha fedakar çiftçilerimiz var.

Bürokratımız var, işadamımız var, müteşebbisimiz var…Her türlü imkan ve potansiyelimiz var.

Çareyi Amerikan şirketlerinde, Fransız çiftçisinde aramaktan vazgeçin.

Gelin kendi kaynaklarımıza, kendi insanımıza güvenin. İnanın işte o zaman bir çok şey düzelir.

Her zaman olduğu gibi biz bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

İnandığımız doğruları aziz milletimizle paylaşıyoruz.

Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi cenab-ı Allah’tır.

Allah (cc) ülkemizin, milletimizin ve bütün insanlığın yardımcısı olsun.