Mülteci Sorunu İçin
Ortak Çözüm Üretilmelidir

Çalışanın Emeği Mutlaka Korunmalıdır
11 Temmuz 2019
Genel Başkanımız’dan 15 Temmuz Mesajı
15 Temmuz 2019
Hepsini göster

Genel Başkan Yardımcımız Mustafa Kaya, ülkemizdeki ve dünyadaki mülteciler, göçmenler, sığınmacılar hakkında partimizin görüşlerini kamuoyu ile paylaştı.

“Saygıdeğer Basın Mensupları,

Değerli Arkadaşlar,

Öncelikle basın açıklamamıza katılımlarınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.

Saadet Partisi olarak bizler ülkemizin karşı karşıya kaldığı her bir sorunla ilgili “İktidarda biz olsak ne yapardık? Nasıl hareket ederdik?” diye düşünerek çözüm önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Bu basın açıklamamızda da aynı soruları kendimize sormuş olarak huzurlarınıza gelmiş durumdayız. Bu doğrultuda son zamanlarda gerek sosyal medyada gerekse de farklı mecralarda ana tartışma konusu haline dönüşen “Mülteciler / Sığınmacılar / Göçmenler” ile ilgili kanaatlerimizi sizlerle paylaşacağız.

BM Mülteci Örgütü’ne göre dünya genelinde 70 milyondan fazla insanın savaşlar, iç-savaşlar ve büyük oranda da iklim krizinin yol açtığı ekonomik buhranlar sebebiyle kısaca göç denilebilecek bir hareketlilik içinde oldukları bilinmektedir.

Kendi ülkelerinde -din, dil, ırk, siyasi görüş gibi farklı sebeplerle yaşayamayan kimselerin başka bir ülkeye sığınıp kabul edilenler mülteci olarak tarif ediliyorlar. Geçici olarak bir ülkede bulunduğuna inanılan kişiler sığınmacı, hayati bir tehlike gibi zorunlu sayılmayacak ve daha çok ekonomik sebeplerle daha müreffeh bir konumda yaşayacaklarını düşünerek başka bir ülkeye göç edenler ise göçmen olarak kabul ediliyorlar. Bugün ülkemizde başta Suriye olmak üzere, Orta Asya ülkelerinden, Afrika; Afganistan, Irak hatta Uzakdoğu’dan 5 milyona yaklaşan misafir, sığınmacı, düzensiz göçmen var. Bilindiği gibi Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre sadece Avrupa’dan gelenleri “mülteci” olarak kabul ediyor.

Bu genel bilgilerin ardından ülkemiz açısından hangi noktadayız sorusuna cevap aramak istiyoruz. Malum olduğu üzere şu anda Türkiye’deki tartışmalarda Suriyeliler başı çekiyor. Bu konu nasıl değerlendirilmeli, sorunun çözümü için neler yapılabilir şimdi onları konuşalım.

TÜRKİYE’DE NE KADAR SURİYELİ YAŞIYOR?

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 13 Haziran 2019 tarihi itibarıyla açıkladığı verilere göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı bir önceki aya göre 6 bin 907 kişi artarak toplamda 3 milyon 613 bin 644 kişi oldu. Öncelikle böylesine bir nüfus hareketliliği dünya ölçeğinde çok nadirdir. Diğer ülkelerden gelenleri de dâhil edersek, bu oran toplam nüfusumuzun yüzde 5’inin üstündedir. 2011 yılında uluslar arası koruma altında olan insan sayısı ülkemizde 60 bin civarındayken, bu sayı bugün neredeyse 65-70 kat artmıştır. Böylesine ciddi bir artış gündelik, gelişigüzel ifadelerle geçiştirilemez. Bu kadar sayıda insanı kabul eden bir toplumun hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesini beklemek, ne sosyolojiye ne de psikolojiye uyar. Dolayısıyla tartışılmaları değil, nasıl konuşuldukları önemlidir. Sorunun çözümü adına ortaya konulabilecek her makul öneri değerlidir ve yorumlara bu açıdan bakmak gerekir.

SORUNLAR NASIL ÇÖZÜLEBİLİR, BU KONUYA NASIL YAKLAŞILMALIDIR?

  1. Bizden çok daha az mülteci/sığınmacı kabul eden ülkeler, “acil eylem planları” ortaya koyarak soruna uzun vadeli çözümler üretme yoluna gidiyorlar. Bu zamana kadar eksiğiyle fazlasıyla önemli işler yapıldığını göz ardı etmeden ifade etmeliyiz ki, bir an önce uzun vadeli stratejik bir plan ortaya konulmalıdır. Mesela Almanya gibi gelişmiş bir ülke 1 milyona yakın mülteci kabul etmesine rağmen, yaptığı plan ile bu durumu kendi ekonomisi için avantajlı hale getirme yoluna girmiştir.
  2. Devlet duygusallığı kaldırmaz. Sorunlara duygusal çözümler günü kurtarır. Hatta sorunları zamana yayarak büyümesine sebep olur. Yani konunun sosyal psikolojik boyutları bir an önce masaya yatırılmalıdır. Toplum doğru bilgilendirilmeli ve vatandaştan gelen her bir talep, sıkıntı, sorun anında muhatap bulmalıdır.
  3. Nefret söylemleri gettolaşmayı beraberinde getiriyor. Plaj gibi tartışmalar sağlıklı çözüme engel olur ve fotoğrafın bütününün görülmesine perde oluşturur. Böylesine garip yaklaşımlardan kaçınmak toplumsal huzurumuz açısından önemlidir. Teşbihte hata olmaz. “Türken Raus” ifadeleriyle karşı karşıya kalan bir toplumun üyeleri olarak, yaşadıklarımızı başkalarına yaşatma yoluna gitmemeliyiz. Empati işin anahtarıdır.
  4. “Onlar bize muhtaçlar. Canlarını kurtardık. Onların ne söylediklerinin önemi yok. “ gibi yaklaşımlar sürdürülebilir değildir. Sorunların ortadan kaldırılmasında sığınmacıların da düşünceleri alınmalı ve ancak bu şekilde ortak çözümler bulunabileceği unutulmamalıdır.
  5. Resmi makamların yapabileceği en önemli şey öncelikle kendi vatandaşlarının endişelerini gidermektir. Güvenlik dâhil her konuda yeterince tedbirin alındığı açık bir dille kamuoyuna anlatılmalıdır. Sığınmacılara yapılan yardımların ne kadarının uluslararası kurumlardan geldiği, ülke vatandaşlarına ekstradan bir yük getirip getirmediği gibi hususların ısrarla üzerinde durulması gerekir. Nispeten zengin Batılı ülkelerde bile göçmen karşıtlığının temelinde ekonomik sebepler yatıyorsa, bizim gibi imkânları kısıtlı olan ülkelerde vatandaşların tepkilerinin kısmen haklı olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Hastanede sıra avantajı var mı, iş kurarken farklı bir muameleye tabi tutuluyorlar mı gibi sorular bütün netliği ile cevaplanmalıdır. Bu sürecin bir tek ilacı vardır; o da şeffaflıktır.
  6. Yine yüzeysel olarak onların bu topluma entegre edilmeleri meselesi de çok daha etraflıca ele alınmalı ve onların buraya getirdiği ekonomik sermayenin yanında sosyal ve kültürel sermayelerinin de doğru değerlendirilirlerse çok kıymetli olduğu vurgulanmalıdır. Ekonomik yük olarak görülmeleri azaldıkça kültürel alanlardaki katkıları daha çok takdir edilmeye başlanacaktır.  Buraya gelen veya burada doğan çocuklarının eğitimi ve yetişkinlerin önceki tecrübelerine ilaveten meslek edinme eğitimleri almaları onların kendilerine güvenlerini geri getireceği gibi topluma muhtaç olma duygusundan uzaklaştıkça kabul edilmeleri kolaylaşacaktır. İstatistiklere göre bugün 650 bin civarında çocuk okula gidebilmektedir ama 500 bine yakın çocuk okul çağında olmalarına rağmen okul nedir haberleri yoktur. Şimdiden maalesef “kayıp kuşaklar” oluşmuş durumdadır. Ayrıca “çocuk işçiler” sorunu var ki, bu da hiçbir hal ve şart altında kabul edilemez. Bu soruna da bir an önce çareler üretilmesi gerekmektedir.
  7. Bütün bunların yanında devletin dış siyaseti tekrar gözden geçirilerek en azından ileride bu tür dalgalara maruz kalınmasının önüne geçilmelidir. Yumuşa gücün yanı sıra siyasi güç de olabildiğince kullanılarak bu insanların ülkelerine güvenli bir şekilde dönmelerinin önü açılmalıdır.”