PARTİ PROGRAMIMIZ


Akıl ve irade sahibi bir varlık olarak “insan” canlı-cansız bütün varlıklara karşı sorumluluk sahibidir. İçinde yaşadığımız dünya insana sadece geçmişten bir miras değil, aynı zamanda gelecekten bir emanettir. Bu nedenle insan, bireysel ahlaki sorumluluklarının yanı sıra hem içinde yaşadığı fiziksel çevreyi muhafaza etmek ve iyileştirmekle hem de ideal bir toplumsal ve siyasal düzen kurmakla mükelleftir. Söz konusu mükellefiyet sadece “bugün”e ait bir yükümlülük değil, “dün”e yönelik bir borç ve “yarın”a dönük bir sorumluluktur. Çünkü insan diğer varlıklardan farklı olarak iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ve adaleti zulümden ayırt etme kabiliyetine sahiptir.

İnsan yiyecek, giyecek, barınma gibi temel ihtiyaçların yanı sıra refah, onur, izzet ve saygınlık gibi haklı beklentilerin de içerisindedir. Bununla birlikte siyasal bir varlık olarak insanın temel hedefi özgürlüğünden asgari düzeyde feragat ederek güvenliğini azami düzeyde garanti altına almaktır. Müreffeh bir yaşamın tesisi ve toplumsal bir düzenin inşası için değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak devlet, insan hayatında hep önemli bir yere sahip olmuştur.

Devlet, bireylerin ortaklaşa inşa ettiği ve topluma hizmet için bir “araç” olması gerekirken zamanla insanların özgürlük alanlarını daraltmaya başlamış ve kendisini yetkilendiren insan üzerinde tahakküm kuran bir amaca dönüşmüştür. Bu tablo bireyin devlet karşısında zayıflamasına ve savunmasız kalmasına neden olmuş, devletin varoluş gayesinin aksine hizmet fonksiyonu arka planda kalmış, bireylerin devlet için var olduğu bir anlayışa yerini bırakmıştır.

Uluslararası sistem ve küresel sermayenin devletler üzerindeki etki gücü bireyin gittikçe daha fazla nesneleşmesine sebebiyet vermiş ve kâinatın özü olan insan sıradan ve değersiz bir varlığa dönüştürülmüştür. Diğer yandan “kuvvet”i üstün tutan ve hak nedeni olarak kabul eden küresel sistem dünyanın bir kısmını açlık, sefalet ve savaşlara mahkûm ederken diğer kısmının zenginlik ve refah içerisinde yaşamasını sağlamaktadır.

Bizler, insan olmanın üzerimize yüklediği vecibe ve bütün insanlığa karşı sorumluluğumuzun gereği olarak adalet, hürriyet, merhamet, saygı, sevgi, şefkat ve kardeşlik zemininde “Saadet Partisi‟nde bir araya geldik. Devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı haline getirmek için siyaset yapmaktayız.

Amacımız, başta Türkiye’de yaşayan insanlar olmak üzere, bütün insanlığın saadetidir. Saadet ancak sevgi, kardeşlik, hak, özgürlük, adalet, refah, izzet, onur ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir. İnsan ancak bu ortamda ve bu şartlar altında insandır. Aksi takdirde bütün ihtiyaçları karşılanmış olsa dahi bir robottan farkı kalmayacaktır. Devletin görevi bu ortamı tesis etmek ve devamını sağlamaktır.

Saadet Partisi olarak temel ilkemiz ahlaki manevi değerler, hak ve adalettir. Önceliğimiz hukukun üstünlüğünü temin etmektir. Hedefimiz maddi ve manevi olarak kalkınmış “Yeniden Büyük Türkiye”, nihai amacımız ise hak ve adalete dayalı “Yeni Bir Dünya” kurmaktır.

1.1.1 Kutuplaştırıcı Değil, Kucaklayıcı

Aynı tarihi, aynı coğrafyayı, aynı kültürel havzayı paylaşan ve aynı toplumsal hafızayı taşıyan insanların farklılıkları bir zenginliktir. Ancak söz konusu farklılıkların politik amaçlarla gündelik siyasete alet edilmesi tarihten gelen ortak aidiyet duygusunu zedeler; gerginlik, zıtlaşma ve kutuplaşma meydana gelir, böylece iç huzur bozulur ve ülkemiz geri dönülmesi mümkün olmayan bir felakete doğru sürüklenir. Bugün milletimiz kutuplaşma ve gerginlikten yorulmuştur. Toplumun bütün kesimleri normalleşme ve huzur aramaktadır. Ülkemizin en önemli ihtiyacı uyumlu olma, kucaklaşma ve normalleşmedir. Saadet Partisi olarak her türlü kutuplaşma ve zıtlaşma yaklaşımını reddetmekte, tüm vatandaşlarımızın uyum içerisinde birlikte yaşadığı bir Türkiye’yi benimsemekteyiz.

1.1. 2. Ayrıştırıcı Değil, Birleştirici

Devlet her bir ferdin kendi kimlik ve değerleriyle “toplumsal uzlaşma” zemini ve “hoşgörü” ekseninde birlikte yaşayacağı bir ülke inşa etmek sorumluluğundadır. Devlet hiçbir vatandaşını öteki olarak göremez, görmemelidir. Saadet Partisi olarak hiç kimsenin etnik, dini ve mezhepsel kimliği, dünya görüşü, siyasi tercihi nedeniyle baskıya ve tahakküme maruz kalmadığı, her kesimin bir arada huzur ve barış içerisinde özgürce yaşayabildiği bir Türkiye benimsemekteyiz.

1.1.3 Kuvveti Değil, Hakkı Üstün Tutan

İnsanın doğuştan getirdiği hakları; emekten, karşılıklı rızadan ve adaletten doğan hakları vardır. Bu haklar hiçbir zeminde pazarlık konusu yapılamaz ve hiçbir gerekçeyle kısıtlanamaz. Kuvvet, çoğunluk, imtiyaz ve menfaat ise hak sebebi değildir. Adalet, hakkı üstün tutmakla sağlanır. Adalet sadece imtiyaz sahibi seçkin bir zümrenin değil, tüm vatandaşlarımızın en temel hakkıdır. Saadet Partisi olarak güçlü olanı haklı değil, haklı olanı güçlü kabul etmekte, hakkın ve adaletin hâkim olduğu bir Türkiye benimsemekteyiz.

1.1.4 Siyasi Rantı Değil, Halka Hizmeti Esas Alan

Siyaset halka hizmet etmek için yapılır. Hizmet ise kendine ve çevresine çıkar temin etmek değil, milletimizi müreffeh bir hayat standardına ulaştırmaktır. Hak yemeden ve yedirmeden de hizmet üretmek ve yatırım yapmak mümkündür. Saadet Partisi olarak siyasi tercihleri ne olursa olsun insanımızın din, dil, cinsiyet, etnik köken gibi özellikleri nedeniyle hiçbir ayrıma maruz kalmadan kamu hizmetlerinden eşit biçimde faydalanabildiği bir Türkiye benimsemekteyiz.

1.Anayasa

VI. SONUÇ