Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu, Genel Merkezimizde yaptığı haftalık gündem değerlendirmelerine Tunceli'de donarak şehit olan iki askerimize Allah'tan rahmet dileyerek başladı. Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu ile ilgili yaşanan tartışmaların; iktidarın her alanda yaşanan çöküntüleri arka planda bırakmak adına gündemi manipüle etmesi olarak değerlendirdi ve muhalefetin de bu gündem değiştirme oyununa kandığını ifade etti.

 

Tam metin:

DONARAK ŞEHİT OLAN 2 ASKER

Bu hafta hepimizin yüreğini parçalayan bir gelişme yaşandı.

Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde operasyona çıkan Jandarma Özel Harekât uzman çavuşlar Asım Türkel ve Ferruh Dikmen ne yazık ki donarak şehadet şerbetini içti.

Bu elim hadise adeta bize Sarıkamış Harekatını hatırlattı.

Bir asır evvel bu milletin evlatları bu memleketin selameti için donarak şehadete yürümüşlerdi.

Ne yazık ki bir asır sonra yine bu milletin fedakar evlatları ülkemizin selameti için donarak şehadete yürüdüler.

Konunun mahiyeti ortadadır 100 yıl evvel elde bulunan imkanlarla yaşanan acı olayı bir nebze olsun açıklamak mümkündür.

Fakat 2018 Türkiyesinde meterolojinin saat başı hava durumu verebildiğimi bir ortamda yaşanan bu acı olayı milletimizin vicdanına bırakmak istiyorum.

Tekrar şehitlerimize rahmet acılı ailelerine sabrı cemil niyaz ediyorum.

 

ENDONEZYA UÇAK KAZASI

Bu gelişmelerin yanı sıra ABD’nin Pittsburgh kentinde Sinagoga düzenlenen saldırıyı şiddetle konıyorum.

Hangi dine, hangi ırka, hangi mezehebe mensup olursa olsun sivillere yönelik bu tür terör saldırılarının karşında olmaya devam edeceğiz.

Son olarak Endonezya’da düşen uçakta hayatlarını kaybedenlere rahmet diliyor, Endonezya halkına baş sağlığı diliyorum.

 

29 EKİM TEBRİK MESAJI

Bu haftanın en önemli başlıklarından birisi şüphesiz ki Pazartesi günü 95. Yıl dönümünü kutladığımız Cumhuriyetimizin ilanıdır.

20. yy. başlarında İslam dünyası büyük bir badirenin içine girmişti.

Bu süreç Müslüman ülkelerin işgali ve sömürgeleştirilmesi ile devam etti.

1. Dünya savaşı akabinde ise Osmanlı Devleti işgale uğradı ve toprakları parçalara ayrıldı.

İşte bu emperyalist sömürgeci anlayışa karşı duruşun nişanesidir 29 Ekim Cumhuriyetin ilanı.

29 Ekim takvimlere sıkıştırılmış bir anmanın ötesinde mevcudiyetimizin, milli kimliğimize göre şekillendirilmesi olarak değerlendirilmelidir.

Unutulmamalı ki cumhuriyet, cumhurun yani halkın yönetimde söz sahibi olması demektir.

Bu mana ile necip milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet bayramını bir kere daha tebrik ediyorum.

 

29 EKİM RESEPSİYON TARTIŞMALARI

Malumunuz olduğu üzere bir başka gündem meselemiz ise 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonunun İstanbul’da yapılması bir gündem maddesi haline geldi.

Muhalefet ve iktidar arasında konu ile alakalı sert tartışmalar yaşanmaktadır.

Konu hakkında geçen haftada biz kanaatlerimizi belirtmiştik.

Türkiye’nin gerçek gündemini konuşmamak hem ülkemizi hem geleceğimizi yıpratmaktadır.

Türkiye ekonomiden adalete, eğitimden dış politikaya her konuda büyük sorunlarla karşı karşıyadır.

İnsanımız geçim sıkıntısına düşmüş, gelecek ayın hesabını bile yapamamaktadır.

Coğrafyamız ateş çemberinin içerisindedir. Ülkemizde uluslararası konu haline gelen cinayetler işlenmektedir.

Bunların tartışılmasını istemeyen iktidar ne yazık ki her hafta yeni bir tartışma konusu ortaya atmaktadır.

Bir hafta İş Bankasını bir hafta andımızı bir hafta resepsiyonu tartışılmasını istemektedir.

Ne yazık ki muhalefette bu oyuna gelmektedir.

 

İSTANBUL HAVALİMANI AÇILIŞI

Üzerinde durmak istediğimiz bir başka husus ise 3. Havalimanı açılışıdır.

İsmi İstanbul Havalimanı olan yeni havalimanının öncelikle milletimize ve bütün insanlığa hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Ümit ederiz ki Türkiye bu havalimanı getireceği fırsatları en iyi şekilde değerlendirir ve memleketimizin hayrına kullanır.

Burada birkaç hususa değinmek istiyorum.

Bu havalimanı önemli bir kavşak noktası olacak ve ciddi manada döviz getirecek.

Biz İstanbul Havalimanının inşasını ve açılışını elbette önemli görüyor ve destekliyoruz.

Lakin havalimanı, köprü ve yol yapmada ortaya konulan gayretin üretime yönelik tesislerde de ortaya konulmasını istiyoruz.

Havalimanları, yollar, köprüler elbette önemlidir lakin üretmeyen ekonomi ayakta duramaz.

Bugün içinde bulunduğumuz krizin en büyük sebebi bugüne kadar paranın betona gömülmesidir.

Temennimiz bundan sonraki süreçte açılışı yapılacak tesislerin üretim merkezli tesisler olmasıdır.

 

HAVALİMANI İŞÇİLERİNİN MAĞDURİYETİ

Açılan yeni havalimanı hakkında şu noktaya da dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Bu önemli ve büyük proje bu havalimanında yaşanan bazı olumsuz gelişmeleri görmezden gelinmesine sebep olmamalıdır.

Hepinizin bildiği gibi havalimanı işçilerinin dramı ve yaşadıkları ortadadır.

Ayrıca havalimanın 12 yıllık dış hat yolcu geliri için sayın Cumhurbaşkanı 342 milyon Avro garanti verildiğini belirtti.

Fakat Sayıştay 2016 raporunda 12 yıllık garanti miktarı 6.3 Milyar Avro olarak görülmektedir.

Bu garip ve açıklanması gereken bir çelişkidir.

Bu hususta yaşanan çelişkiyi de ortaya koymak bizim görevimizdir.

 

EĞİTİM VİZYONU

Geçtiğimiz hafta, Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir Eğitim Vizyonu paketini kamuoyuna açıkladı.

Açıklanan eğitim modelinde olumlu bazı yaklaşımlar var ancak bu yaklaşımlar kağıt üzerinde kalmamalıdır.

Çünkü eğitim şu an Türkiye’nin en önemli konularından birisi ve ne yazık ki kanayan bir yara haline gelmiştir.

Şunu sormadan edemiyor insan, neden 16 yıldır iktidarda olan bir hükümet en hayati konulardan biri olan Eğitim’de bir türlü işleri rayına oturtamaz?

Bugün üniversitede okuyan veya üniversiteden mezun olmuş hiçbir gencimiz okula başladığı sistem ve müfredat ile mezun olamadı.

Yeni Milli Eğitim Bakanı göreve başladığında yaptığı tespitler ve açıklamaları ile toplumun bütün kesimlerine ümit verdi.

Biz ümidimizi muhafaza etmek istiyoruz. Lakin Özellikle özel okul denetimlerinin bu süreçte arttırılmasını şart olarak görüyoruz.

Eğer süreç böyle giderse şu tablo hiçbir zaman değişmeyecek ve kötüye gidiş devam edecek;

-OECD ülkeleri arasında, devletin eğitim kurumlarına öğrenci başına en az harcama yaptığı ülke Türkiye.

-Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF), “Eğitim Kalitesi 2018” başlığıyla yayımladığı listede Katar, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan gibi ülkelerin ardından 99. Sırada yer aldı.

-Yine aynı raporda (WEF) Matematik ve Fen bilimlerinde yine bu ülkelerin ardından 107. Sırada yer alıyor.

 

TÜRKİYE SÜREKLİ BEYİN GÖÇÜ VERİYOR

Tüm bunlar varken ne yazık ki yetişmiş, yetenekli gençlerimiz insanlarımız yurt dışına göç ediyorlar.

TÜİK’in son verilerine göre geçtiğimiz yıl (2017) yurt dışına göç eden vatandaşların sayısı %42 artışla 250 bini geçti.

Türkiye şu anda çok ciddi bir beyin göçü ile karşı karşıyadır.

Teknoloji, sanayi, tıp, sanat, aklınıza gelebilecek her türlü alanda bu ülkenin nitelikli insana ihtiyacı var.

Ancak bu insanlar birer birer başka ülkelerin yolunu tutuyorlar.

Neden mi?

-Adalete güven yitirildi, adalete güven olmayan bir ortamda insanlar bulunmak istemez.

-Liyakat yok oldu, torpil olmadan hiçbir iş halledilemez hale geldi.

-Üretime yönelik yatırımlar olmaz ve fabrikalar kapanırsa elbette beyin göçü olur.

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SIRALAMAMIZ

Türkiye bu yıl Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında Hindistan, Güney Afrika, Endonezya Nijerya, gibi ülkelerin arından 157. Sırada yer aldı.

Şimdi iktidar Avrupa bizi kıskanıyor diyor ama görünen o ki pek çok konuda Afrika ülkelerinden de gerideyiz.

Hal böyle iken Avrupa bizi niye kıskansın? Parmakla gösterilen bir ülke olduk diyorlar.

Hakikaten de parmakla gösterilecek haldeyiz. Bazen kötü örnekler de parmakla gösterilip “onun gibi olma” mesajı verilir. 

Nasıl olur da Türkiye gibi bir ülke eğitimde, basın özgürlüğünde alt sıralarda olur?

Ne yazık ki bugün ülkemizde demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gidip oy vermeye indirgenmiş durumda.

Yöneticilerin halkına hesap vermediği bir toplum refah toplumu olamaz. Çünkü hatalarını ve eksikliklerini göremez.

Bugün ne yazık ki medya bir baskı altındadır. Bazen zam haberini yabancı haber ajanslarından duyduğumuz oluyor.

Şimdi bunlar varken Avrupa bizim neyimizi kıskansın?

Eğitimde son sıralarda olmamızı mı?

Basın Özgürlüğü’nde Nijerya’nın gerisinde olmamızı mı?

 

4’LÜ ZİRVE

Son olarak dış politikada yaşanan bir takım gelişmelere de değinmek istiyorum.

Türkiye'nin ev sahipliğindeki Suriye konulu dörtlü zirve, Almanya, Fransa ve Rusya'nın katılımıyla İstanbul’da icra edildi.

Biz bu hususlarda daha önce defaatle kanaatimizi belirttik.

Bir kere daha bu husustaki görüşlerimizi paylaşmak istiyorum.

Biz dünyada ve coğrafyamızda barışı ve huzuru tesis edecek her türlü temasın yanındayız.

Herkesle oturup görüşülmeli ve bütün insanlığın saadeti için çaba sarf edilmelidir.

Fakat şunu da belirteyim ki bu coğrafyada bir takım emelleri ve projeleri olanlarla barışın tesis edilmesi mümkün değildir.

Ayrıca bu coğrafyanın asli unsurlarını bir kenara bırakıp kurtuluşu Paris, Moskova, Berlin’de aramak akıl karı değildir.

Bu coğrafyanın sorunlarını Tahran, Şam, Bağdat, Kahire, İslamabad, Ankara bir araya gelerek çözebilir.

İbn’i Haldun’un dediği gibi “Coğrafya Kaderdir”

Bu coğrafyanın kaderi ise İslam ülkelerinin bir araya gelmesi ile ancak refaha kavuşabilir.

 

Her zaman olduğu gibi biz bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

şüphesiz ki güç ve kudret sahibi cenab-ı Allah’tır.

Allah (cc) Ülkemizin, Milletimizin ve İslam Âleminin yardımcısı olsun.