Üretim Yapmayan Hiçbir Toplum
Ayakta Duramaz

Yolsuzluk ve İsrafın Yerini
Bilinçli Soygun Aldı
8 Ağustos 2019
Temel Karamollaoğlu’nun
Kurban Bayramı Mesajı
11 Ağustos 2019
Hepsini göster

Genel Başkan Yardımcımız Mesut Doğan bayram öncesinde yaptığı basın açıklamasında vatandaşın ve ülkenin ekonomik durumunu değerlendirdi.

“Bayrama giriyoruz ama henüz vatandaş ekonomik olarak bayram havasına girmiş değil.” diyen Mesut Doğan, rant ekonomisinin yerine üretim ekonomisine geçilmediği sürece problemlerin çözülmeyeceğini de belirtti.

İşte Genel Başkan Yardımcımız Mesut Doğan’ın basın açıklaması;

“Tüm İslam aleminin kurban bayramını tebrik ediyorum. Rabbim bu bayramı tüm insanlığın saadetine, mazlumların yüzünün gülmesine, barış ve kardeşlik ikliminin oluşmasına, adaletin hakim olduğu bir dünyaya vesile kılsın inşallah.

Elbetteki bir taraftan bayrama giriyoruz fakat insanlarımız henüz bayram havasına girmiş değil. Her ne kadar iktidar günü kurtarmaya yönelik suni bir kaç adım atmış olsa da insanlarımız geleceğe dair endişeli, geleceğe dair tedirgin. Piyasalar durgun ve huzursuz.

Keşke en azından bayram öncesinde direk olarak yaklaşık 5.5-6 milyon insanı ilgilendiren ama dolaylı olarak 25-30 milyon insana etki edecek olan başlatılmış bu toplu sözleşmeler bayram öncesinde beklentilere cevap verecek şekilde neticelenmiş olsaydı da insanlarımız çifte bayram yapmış olsalardı. Ama görünen o ki; bir ihtimal işçilerle yapılan çalışmanın bugün nihayete erme ihtimali olması yanında, esasında çoğunluğu oluşturan memur ve emeklilerle ilgili çalışma bayram sonrasına kalmış durumda.

Buradan ben özellikle iktidara seslenmek istiyorum. Bu dönemde çalışana verilecek zammı iktidar asla ve asla ekonomiye yük olarak görmemeli. İktidar tam tersine durgun piyasayı harekete geçirecek bir anahtar olarak görmeli. Zira insanımıza, yani işçimize, memurumuza, emeklimize verilecek olan zam, bunların cebine girecek olan para aynı zamanda küçük esnafa nefes aldıracak onların da önünü açacak bir adımdır. Yine bunun yanında iktidarını korumak, itibarını korumak için israftan asla ve asla taviz vermeyenler, çalışanların da itibarını korumak için mutlaka haklarını vermek durumundadır.

Elbette ki biz bu söylerken birileri kalkıpta “Efendim, konuşması kolay ama hazinenin durumu belli.” diyebilirler. Bizim de onlara diyeceğimiz belli. İyi de siz faize para buluyorsunuz. Bütçeye koymuş olduğunuz faiz miktarı 117.3 milyar. Ve bunu yanında aynı bütçede personel gideri olarak, Türkiye’de yaşayan tüm maaşlı kesime verilecek olan bir yıllık miktarın toplamı da 247 milyar. Ne demek bu; sen bu ülkede maaşlı kesime yüzde elli zam verecek kadar miktarı zaten faize veriyorsun. Öyleyse faize bulduğun miktarı memura da işçiye de emekliye de bulmak zorundasın. Biz bunu dün yaptık ve inşallah herkes şahit olacak ki yarın Saadet Partisi olarak biz yine yapacağız.

Biz şunu biliyoruz; bu ülkede un var, bu ülkede şeker var, bu ülkede yağ var ama ne yazık ki bu ülkede aşçı sorunu da var, usta sorunu da var. Ve ustanın tarif sorunu da var ve o yanlış tarif, ülkeyi çok sıkıntılı bir noktaya getirmiş vaziyette. Yanlış tarifin bu ülkeyi hangi noktaya getirdiğini ortaya koyabilmek için bir kaç rakamı paylaşmak istiyorum.

İşte Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2019 1. çeyrek raporuna göre devletin iç ve dış borç toplamı 578.8 milyar dolara yükselmiş vaziyette. Türk lirası karşılığı 3.2 trilyon demek. Halbuki 2002 yılında bu ülkenin iç ve dış toplam borcu 232 milyar dolar idi. Yüzde 150 bir artışla adeta bir borç bataklığı içerisinde yüzüyoruz.

İkinci rakam ise yine Merkez Bankası’nın mayıs ayı finans raporuna göre bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların 1- Bankalara, 2- Finans şirketlerine, 3- TOKİ’ye, 4- Varlık şirketlerine olan borcu 590 milyar liraya yükselmiş vaziyette. 2002 yılında bu rakam sadece 6.7 milyar lira idi. Ki bunun içerisinde ticari krediler yok, ticari kredilerin toplamı ise borç olarak 422 milyar. Bireysel ve ticari kredileri birleştirdiğimiz zaman insanımızın borçları 1 trilyonu aşmış vaziyette.

Bunun yanında yine UYAP’ın günlük vermiş olduğu rapora göre, Türkiye’deki mahkemelerde var olan toplam icra ve iflas dosyası rekor kırmış vaziyette. Bugün itibar ile söylüyorum, şuanda mahkemelerdeki icra ve iflas dosyası 21 milyon 578’e yükselmiş durumda. Zaten Türkiye’deki hane sayısı 22 milyon.

Kardeşlerim!

Ekonomiyi olumlu anlamda etikleyecek ve tetikleyecek bu ülkede bu tabloyu kimse izah edemez, kimse kabul edemez. Aslında soru şu yer altı kaynakları bakımından, coğrafi özellikleri bakımından, tarihi geçmişi bakımından, genç nüfusu bakımından Türkiye’nin yüzde 1 imkan ve özelliklere sahip olmayan ülkelerde işsiz insanlar, ülkelerinde aldıkları işsizlik maaşıyla benim ülkeme gelip bir ay yaz tatili yapabilirken, nasıl oluyor da benim ülkemde çalışan insanlar bırakın yurtdışına gidip tatil yapmayı, bayram olduğunda İstanbul’dan, Ankara’dan, Bursa’dan, İzmir’den memleketine annesinin elini öpmek, akrabalarını ziyaret etmek niyetiyle gitmekte sıkıntı çekebiliyor. Bu anlatılabilir bir durum mudur? Vallahi bu fotoğraf bu iktidara ayıp olarak yeter, günah olarak yeter. Bu bizim kaderimiz değil. Biz bu duruma asla ve asla razı olamayız. Allah aşkına bu ülke ve bu ülke insanının insani refah düzeyine çıkmasına vesile olacak hangi nimetten yoksunuz biz?

İş gücümüz mü yok? Girişimcimiz mi yok? Stratejik tarım ürünlerine mi sahip değiliz yoksa stratejik madenlere mi sahip değiliz? İşte zeytin bizde, fındık bizde, incir bizde, mermer bizde bor madeni bizde, jeotermal enerji bizde, güneş enerjisi bizde, doğalgaz bizde, kömür bizde, Salda Gölü bizde, Uzun Göl bizde, Ballıca Mağarası bizde, dört mevsim bizde, tarih bizde ama işin özeti şu at sahibine göre kişner.

Bu işler ajansların hazırlamış olduğu çok önemli ve çok süslü laflarla çözülmez. Bu işler fabrikaları kapatıp manavcılık yaparak da çözülmez. 2019 bütçesine bir taraftan 117 milyar faiz gideri yerleştirip, koskoca ülkede sadece ve sadece 54 milyar yatırımı öngörerek de çözemezsini bu sorunları. Tarifi değiştirmek lazım, terlemek lazım, koşmak lazım, üretmek lazım, galoş değil çizme giymek lazım. Piyasanın sesine kulak vermek lazım, bu milletin sesine kulak vermek lazım. Bu toprakların fıtratına uygun politikalar üretmek lazım.

Aslında sorun da net çözüm de net. Biz bir an önce 1- Faiz, 2- Döviz, 3- Borsa üçgeninden oluşan rant ekonomisini terk etmek, hemen yerine 1- Yatırım, 2- İstihdam, 3- Üretimden oluşan reel ekonomiye geçmek mecburiyetindeyiz. Bunu yapmadığımız takdirde bilelim ki; üretim yapmayan hiçbir toplum ayakta duramaz. Ancak güçlü ülkelerin oyuncağı olur, kölesi olur ve koskoca ülke dışarıdan öksürüldüğü takdirde doların fırladığı, euronun fırladığı ülke haline gelir.

İnşallah bizim Saadet Partisi olarak hedefimiz var, niyetimiz var, vaadimiz var. Bu ülkede herkesin ürettiği kadar tüketme hakkına sahip olduğu, üretme yeterliliği olmayanların tüketme hakkının devlet tarafından garanti altına alındığı milli ekonomiyi inşaa edeceğiz. Ve inşallah herkesin yaşamaktan lezzet aldığı yaşanabilir bir Türkiye’yi hep beraber oluşturmuş olacağız.

Bu duygularla önümüzdeki kurban bayramının hayırlar getirmesini Rabbim’den niyaz ediyorum.”