Saadet Partisi Logo
Bizi Takip Et!
    Saadet Partisi Logo

    Hızlı Erişim

      İletişim

      • Adres bilgisi girilmemiş.
      • Telefon girilmemiş.
      • E-posta girilmemiş.

      © 2026 Saadet Partisi. Tüm hakları saklıdır.

      Türkiye’nin Siyasi Şovlara Değil; Etkin, Kararlı Ve Sonuç Odaklı Bir Yönetime İhtiyacı Var

      13.02.2026
      Kategori Yok
      Türkiye’nin Siyasi Şovlara Değil; Etkin, Kararlı Ve Sonuç Odaklı Bir Yönetime İhtiyacı Var
      <p>Depremzedelerin taleplerinden dış politikaya, ekonomik tablodan siyasi ahlaka kadar bir&ccedil;ok başlıkta iktidarı eleştiren Arıkan, kabinedeki değişikliği yorumladı. T&uuml;rkiye&rsquo;nin Epstein Dosyasına m&uuml;dahil olması &ccedil;ağrısı yapan Mahmut Arıkan, &uuml;lkenin yeni bir anlayışa ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir iradeye ihtiya&ccedil; duyduğunu vurguladı.</p> <p>Arıkan&rsquo;ın konuşmasında &ouml;ne &ccedil;ıkan başlıklar:</p> <p>&ldquo;DEPREM B&Ouml;LGESİNDE M&Uuml;CBİR SEBEP UZATILMALIDIR&rdquo;<br /> &ldquo;6 Şubat depremlerinin 3. yılında Malatya&rsquo;daydık. Sizlere oradan bolca selam ve muhabbet getirdim. Malatya&rsquo;da konteyner &ccedil;arşıları ziyaret ettik, esnafımızın, Malatyalı hemşerilerimizin dertleri ile hemhal olduk, depremin h&acirc;l&acirc; devam eden etkilerini g&ouml;rd&uuml;k ve depremzede vatandaşlarımızın taleplerini not aldık. G&ouml;rd&uuml;k ki altyapı &ccedil;alışmaları h&acirc;l&acirc; gereken seviyeden &ccedil;ok uzak. Barınma sorunları devam ediyor. Esnafımızın sorunları devam ediyor. Bug&uuml;n depremzede vatandaşlarımızın sesini bu k&uuml;rs&uuml;ye getirdim.<br /> Depremzedelerimiz ve esnafımız &ouml;zellikle m&uuml;cbir sebebin uzatılmasını talep ediyor. &Ccedil;ok a&ccedil;ık ve net! Eğitim ve sağlık hizmetlerinin ge&ccedil;ici yapılarda y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;, ekonomik faaliyetlerin son derece sınırlı olduğu, esnafın adeta can &ccedil;ekiştiği bir d&ouml;nemde m&uuml;cbir sebep kaldırılamaz. Ayrıca m&uuml;cbir sebep uygulamasının bitirilmesi sahadaki ger&ccedil;eklerle de Anayasa&rsquo;nın sosyal devlet anlayışıyla da bağdaşmaz.<br /> Depremzedelerimiz ve esnafımız bug&uuml;n de, yakın zaman i&ccedil;erisinde de ertelenmiş vergi ve prim bor&ccedil;larını mevcut y&uuml;k&uuml;ml&uuml;l&uuml;klerle birlikte &ouml;deme g&uuml;c&uuml;ne sahip değildir. M&uuml;cbir sebebin kaldırılması demek, depremzedelerimizin doğrudan haciz ve icralarla karşı karşıya kalması demektir.<br /> Biz milletimizin talebini buradan dile getiriyoruz, gerekli teklifi sunuyoruz, takip&ccedil;isi olacağımızı bir kez daha s&ouml;yl&uuml;yoruz. M&uuml;cbir sebep uygulaması sahadaki ger&ccedil;ekliğe g&ouml;re en az 2030 yılına kadar uzatılmalı, bu s&uuml;rede taksitlendirme, faiz indirimi ve yeniden yapılandırma gibi desteklerle g&uuml;&ccedil;lendirilmelidir. Bunlar, depremzede vatandaşlarımıza bir l&uuml;tuf değil; bunlar, sosyal devlet olma ilkesinin gereği ve mecburiyetidir.&rdquo;</p> <p>&ldquo;EMPERYALİZMİN G&Uuml;D&Uuml;M&Uuml;NDE BİR İRAN İSTİYORLAR&rdquo;<br /> &ldquo;B&ouml;lgemizde yaşanan gelişmeler, ABD ve İsrail tehlikesine karşı uyanık olmayı adeta bir m&uuml;cbir sebep h&acirc;line getirmiştir. B&ouml;lgemizde aylardır İran &uuml;zerinden planlanan kaosta tansiyon daha da y&uuml;kseltiliyor. İşte yine Trump&rsquo;ın bitmeyen tehditleri ve İran&#39;la ticaret yapan b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkelere getirdiği %25 g&uuml;mr&uuml;k vergisi. İran antlaşmaya hazır olduğunu s&ouml;yledik&ccedil;e ABD her g&uuml;n el y&uuml;kseltiyor, emperyalizmin g&uuml;d&uuml;m&uuml;nde bir &ldquo;İran&rdquo; istiyor. Nitekim eskiden n&uuml;kleer &ccedil;alışmalar durdurulsun deniyordu; şimdi balistik f&uuml;ze &ccedil;alışmaları da durdurulsun şartı &ouml;ne s&uuml;r&uuml;l&uuml;yor. Neden peki, ABD bu konuda neden bu kadar ısrarcı? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; değerli arkadaşlar, Siyonist İsrail 12 g&uuml;n savaşında bu f&uuml;zelere karşı koyamadı. Tek bir dertleri var: Bu b&ouml;lgede ter&ouml;rist İsrail&#39;i rahatsız edecek hi&ccedil;bir g&uuml;&ccedil; olmasın. Daha iki g&uuml;n &ouml;nce Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan bir televizyon yayınında &ldquo;B&ouml;lgede savaş istemiyoruz.&rdquo; dedi diye ABD&#39;li Senat&ouml;r Lindsey Graham T&uuml;rkiye&rsquo;yi &ldquo;hayal d&uuml;nyasında yaşamakla&rdquo; su&ccedil;ladı, İran&#39;ı da &ldquo;Nazileşmekle&rdquo; su&ccedil;ladı. Soykırım su&ccedil;lusu katil Netanyahu&#39;nun emrinden &ccedil;ıkmayanlar bu su&ccedil;lamaları yapıyor. Hi&ccedil; kusura bakma Senat&ouml;r! Bu b&ouml;lgede &ldquo;hayal kuran&rdquo; sizlersiniz, Nazileşen sizin desteklediğiniz İsrail&#39;dir, bug&uuml;n&uuml;n Hitler&rsquo;i de katil Netanyahu&#39;dur.<br /> Biz değil, rakamlar konuşuyor. İsrail, Gazze&rsquo;de ateşkesin y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olduğu d&ouml;rt ay boyunca tam 1.620 kez anlaşmayı ihlal etti. Bu saldırılarda en az 573 Filistinli hayatını kaybetti, 1.553 kişi yaralandı. B&ouml;yle bir tablo karşısında ateşkesten, hukuktan ya da d&uuml;zenden s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Ateşkesin k&acirc;ğıt &uuml;zerinde kalması, sahada sivillerin hedef alınması anlamına gelmektedir. Eğer bir anlaşma binlerce ihlalle delinmişse ortada barış değil, sistematik bir saldırı d&uuml;zeni vardır.&rdquo;</p> <p>&ldquo;BU TOPRAKLAR SAPANLA DA SİHA&rsquo;YLA DA DİRENİR; AMA ASLA SİYONİZM&rsquo;E TESLİM OLMAZ&rdquo;<br /> &ldquo;Bir kez daha yinelemek zorundayız: Hedef &ldquo;b&ouml;lgede bir d&uuml;zen&rdquo; kurmak falan değildir; hedef &lsquo;B&uuml;y&uuml;k İsrail Projesi&rsquo;&rsquo;dir. Bir kez daha s&ouml;yl&uuml;yoruz: Bug&uuml;n İran&rsquo;a n&uuml;kleer &ccedil;alışmaları durdurun diyenler, yarın T&uuml;rkiye&rsquo;ye SİHA projesini durdurun diyecekler. Bug&uuml;n İran&rsquo;a balistik f&uuml;ze &ccedil;alışmalarını iptal edin diyenler, yarın T&uuml;rkiye&rsquo;ye KAAN&rsquo;ı, H&Uuml;RJET&rsquo;i, Kızılelma&rsquo;yı iptal edin diyecekler.<br /> Siyonizm istiyor ki bizim elimizde sapan; onların elinde f&uuml;zeler olsun. Emperyalizm istiyor ki b&ouml;lgedeki akt&ouml;rler ABD valisi gibi olsun. İsrail istiyor ki Arz-ı Mev&rsquo;ud ger&ccedil;ekleşsin, b&ouml;lge halkı k&ouml;le olsun.<br /> Arkadaşlar, b&uuml;t&uuml;n y&uuml;reğimle s&ouml;yl&uuml;yorum: Bu topraklar sapanla da SİHA&rsquo;yla da direnir; ama asla Siyonizm&rsquo;e teslim olmaz.&rdquo;</p> <p>&ldquo;BATI MERKEZLİ TEK Y&Ouml;NL&Uuml; İLİŞKİLER YERİNE &Ccedil;OK BOYUTLU VE B&Ouml;LGESEL İŞ BİRLİKLERİ GEREKLİDİR&rdquo;<br /> &ldquo;Şunu &ouml;zellikle ifade etmek isterim: T&uuml;rkiye&rsquo;nin savunma sanayiinde geldiği nokta, iktidarın, ge&ccedil; de olsa, Milli G&ouml;r&uuml;ş&rsquo;&uuml;n yıllardır ısrarla savunduğu tezlerin doğruluğunu anlamaya başladığını g&ouml;stermektedir.<br /> Biz, bağımsız ve onurlu bir dış politikanın ancak yerli ve mill&icirc; bir savunma anlayışıyla m&uuml;mk&uuml;n olacağını hep ifade ettik. Savunma sanayiinde yerlileşme hamleleri, dışa bağımlılığın azaltılması ve stratejik karar alma iradesinin g&uuml;&ccedil;lenmesi; Milli G&ouml;r&uuml;ş&rsquo;&uuml;n &ldquo;hakkı &uuml;st&uuml;n tutmak i&ccedil;in kuvvetli olma&rdquo; anlayışıyla birebir &ouml;rt&uuml;şmektedir.<br /> Bug&uuml;n dış politikada artık Batı merkezli tek y&ouml;nl&uuml; ilişkiler yerine &ccedil;ok boyutlu ve b&ouml;lgesel iş birliklerini konuşmalıyız. T&uuml;rkiye&ndash;Suudi Arabistan&ndash;Pakistan hattında gelişen temaslar, İslam d&uuml;nyasının kendi g&uuml;venlik ve dayanışma mekanizmalarını kurabileceğinin a&ccedil;ık g&ouml;stergesidir. Kamuoyunda &ldquo;İslam NATO&rsquo;su&rdquo; olarak ifade edilen bu arayış bizleri memnun etmektedir. Bu yaklaşım, &ccedil;atışmayı değil; caydırıcılığı ve adil barışı esas almalıdır.<br /> Dış politikada bu kadar yanlıştan sonra iktidarın, emperyalizmin Irak, Suriye, İran ve T&uuml;rkiye&rsquo;yi kapsayan kanlı hedeflerini daha net okumasını &uuml;mit ediyoruz. B&ouml;l-par&ccedil;ala-y&ouml;net stratejisinin bu coğrafyayı kalıcı istikrarsızlığa s&uuml;r&uuml;klediği artık ink&acirc;r edilemez bir ger&ccedil;ektir.<br /> Saadet Partisi olarak biz, bu s&uuml;recin sloganlarla değil; adalet, şeffaflık ve hakkaniyet ilkeleriyle kurumsallaşması gerektiğini vurguluyoruz. T&uuml;rkiye&rsquo;nin g&uuml;c&uuml; yalnızca asker&icirc; kapasitesinde değil; ahlaki tutarlılığında ve mazlum coğrafyalara umut olabilme iradesindedir. Biz bu iradenin takip&ccedil;isi olmaya devam edeceğiz.</p> <p>&ldquo;T&Uuml;RKİYE&rsquo;NİN SİYASİ ŞOVLARA DEĞİL; ETKİN, KARARLI VE SONU&Ccedil; ODAKLI BİR Y&Ouml;NETİME İHTİYACI VAR&rdquo;<br /> &ldquo;Bu gece kabinenin iki kritik bakanlığında g&ouml;rev değişimi ger&ccedil;ekleşti. &Ouml;ncelikle, T&uuml;rkiye&rsquo;de en ağır sorunların biriktiği bu iki kritik alanda yapılan değişikliklerin &uuml;lkemiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.<br /> T&uuml;rkiye&rsquo;nin bu alanlarda siyasi şovlara değil; etkin, kararlı ve sonu&ccedil; odaklı bir y&ouml;netime ihtiyacı var.<br /> Muhakkak her iki bakanlığın da &ouml;n&uuml;nde ertelenemez nitelikte, son derece &ouml;nemli ve hassas dosyalar bulunuyor. Ancak ben burada ilk etapta ele alınması gereken ve tarafımızdan yakın takip edilecek başlıkları &ouml;zellikle ifade edeceğim.&rdquo;</p> <p>&ldquo;EPSTEİN DAVASI T&Uuml;RKİYE&rsquo;Yİ YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR&rdquo;&nbsp;<br /> &ldquo;ABD&rsquo;de patlak veren &ldquo;Epstein Davası&rdquo;, yalnızca Amerikan i&ccedil; siyasetini değil, uluslararası bağlantıları bakımından bir&ccedil;ok &uuml;lkeyi yakından ilgilendiriyor. Dosyalar incelendiğinde T&uuml;rkiye&rsquo;yi ilgilendiren başlıkların da bulunduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.<br /> Bu kapsamda adı organ ticareti iddialarıyla anılan, Interpol tarafından kırmızı b&uuml;ltenle aranan ve T&uuml;rkiye&rsquo;de yaşadığı tespit edilen Boris Wolfman dikkat &ccedil;ekiyor. Wolfman, 4 Aralık 2025&rsquo;te İstanbul&rsquo;da yakalandı.<br /> Wolfman&rsquo;a y&ouml;neltilen su&ccedil;lamalar arasında; Kosova, Azerbaycan, Suriye, Sri Lanka ve T&uuml;rkiye&rsquo;de uluslararası organ ka&ccedil;ak&ccedil;ılığı yapmak ve yasa dışı organ nakli ağı oluşturmak yer alıyor.<br /> İsrail, kendi vatandaşı olan Wolfman&rsquo;ın iadesini talep etti. Adalet Bakanlığı&rsquo;nın bu talebi &ouml;nce reddettiği, ancak daha sonra Wolfman&rsquo;ın serbest bırakıldığı &ouml;ğrenildi.<br /> &Ouml;te yandan Wolfman&rsquo;ın ismi, 6 Şubat depremlerinin ardından sahra hastanesi kuran firmayla bağlantısı olduğu iddiasıyla da g&uuml;ndeme geldi. Aynı isim, 2024 yılında kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve &ldquo;Yenidoğan &Ccedil;etesi&rdquo; olarak anılan soruşturma kapsamında da anılmıştı&rdquo;</p> <p>KAYBOLAN &Ccedil;OCUKLAR VE ORGAN KA&Ccedil;AK&Ccedil;ILIĞI&nbsp;<br /> &ldquo;Epstein dosyalarında adı ge&ccedil;en bir diğer isim ise Kraliyet ailesi mensubu Sarah Ferguson. Ferguson&rsquo;un ismi de s&ouml;z konusu belgelerde ciddi iddialarla anılıyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere g&ouml;re, T&uuml;rkiye&rsquo;de bazı &ccedil;ocuk yurtlarında ismini değiştirerek gizlice kamera kaydı yaptığı ve bu nedenle yakalandığı biliniyor.<br /> &Ouml;te yandan İsrail&rsquo;in organ ka&ccedil;ak&ccedil;ılığı konusunda uluslararası alanda uzun s&uuml;redir tartışmaların odağında olduğu da &ccedil;eşitli raporlara yansıdı. Avrupa/Akdeniz İnsan Hakları İzleme &Ouml;rg&uuml;t&uuml;, Gazze&rsquo;de hayatını kaybeden Filistinlilerin naaşlarından kornea, karaciğer, b&ouml;brek ve kalp gibi organların alındığına ilişkin bulgular paylaştı. Ayrıca İsrail&rsquo;in, organ ka&ccedil;ak&ccedil;ılığıyla m&uuml;cadeleyi ama&ccedil;layan 2008 İstanbul Bildirgesi&rsquo;ne imza atmayan &uuml;lkeler arasında yer aldığı biliniyor.<br /> T&uuml;m bu gelişmeler tartışılırken, T&uuml;rkiye&rsquo;de T&Uuml;İK&rsquo;in 2016 yılından itibaren &ldquo;kayıp &ccedil;ocuklar&rdquo; verilerini kamuoyuyla paylaşmayı bırakması da eleştiri konusu olmaya devam ediyor.<br /> Bu &ccedil;er&ccedil;evede şu sorular g&uuml;ndeme geliyor: T&uuml;rkiye, Epstein dosyalarında adı ge&ccedil;en ve &uuml;lkeyle bağlantısı olduğu &ouml;ne s&uuml;r&uuml;len kişilerle ilgili kapsamlı bir soruşturma y&uuml;r&uuml;tecek mi? Deprem sonrası kaybolduğu iddia edilen &ccedil;ocukların akıbetiyle ilgili kamuoyunu tatmin edecek a&ccedil;ıklamalar yapılacak mı? Boris Wolfman&rsquo;ın T&uuml;rkiye&rsquo;de kimlerle temas kurduğu t&uuml;m y&ouml;nleriyle araştırılacak mı?<br /> Uzmanlara g&ouml;re, iddiaların ciddiyeti dikkate alındığında T&uuml;rkiye&rsquo;nin s&uuml;rece m&uuml;dahil olması ve dosyanın &uuml;lkeyi ilgilendiren boyutunun şeffaf bi&ccedil;imde ortaya &ccedil;ıkarılması kamu vicdanı a&ccedil;ısından &ouml;nem taşıyor.&rdquo;</p> <p>YENİ BAKANLARI BEKLEYEN EN &Ouml;NEMLİ DOSYALAR<br /> &ldquo;Yeni Adalet Bakanı Sayın G&uuml;rlek&rsquo;in ve yeni İ&ccedil;işleri Bakanı Sayın &Ccedil;ift&ccedil;i&rsquo;nin &ouml;n&uuml;nde bekleyen en &ouml;nemli dosyalar bunlardır. Bizler bu dosyaların kararlılıkla takip&ccedil;isi olacağız.<br /> Unutulmamalıdır ki &uuml;lke olarak tarih&icirc; bir d&ouml;neme&ccedil;ten ge&ccedil;iyoruz. T&uuml;rkiye&rsquo;nin karşı karşıya bulunduğu tehlike ve tehditleri doğru okuyabilen, bunlara karşı etkili ve b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;retebilen yeni bir programa ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir vizyona ihtiya&ccedil; vardır.<br /> Aksi takdirde AK Parti y&ouml;netimine kimin gelip gittiğinin, partiye kimlerin transfer edilip edilmediğinin ya da kabineye kimin bakan olarak atandığının millet nezdinde hi&ccedil;bir karşılığı olmayacaktır. Bu t&uuml;r değişiklikler yalnızca parti i&ccedil;i beklentileri hareketlendirir; ancak vatandaşın adalet, g&uuml;venlik ve huzur taleplerine cevap &uuml;retmez.&rdquo;</p> <p>&ldquo;İKTİDARIN MİLLETE &lsquo;HİZMET&rsquo; ALERJİSİ VAR&rdquo;<br /> &ldquo;Değerli arkadaşlar; meydanlarda, televizyonlarda ve sosyal medyada hamasi nutuklarla millete hizmet aşkından s&ouml;z eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Ancak s&ouml;z icraata gelince tablo değişiyor; iktidarda adeta alerjik reaksiyonlar baş g&ouml;steriyor.<br /> &Ouml;rneğin, a&ccedil;ık bir emekli alerjisi, bir emekli fobisiyle karşı karşıyayız. Biz bunun adını koyduk: &ldquo;Emekfobi.&rdquo; Yani emekliden, emek&ccedil;iden &ccedil;ekinme; emekliye zam yapma korkusu&hellip; Evet, bu iktidar emekfobiktir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; emekliyi g&ouml;r&uuml;nce eli titriyor, g&ouml;z&uuml; kararıyor, dili dolaşıyor; &ldquo;zam&rdquo; kelimesini telaffuz edemiyor.<br /> &Uuml;stelik bununla da yetinilmiyor. Fitreye muhta&ccedil; h&acirc;le getirilen emekli bir de hedef tahtasına konuluyor. Bir b&uuml;rokrat &ccedil;ıkıp emeklinin uzun yaşamasından rahatsızlık duyduğunu s&ouml;yleyebiliyor; bir başkası emekliyi &ldquo;b&uuml;t&ccedil;eye y&uuml;k&rdquo; olarak niteleyebiliyor. Emeklinin yıllarca alın teriyle biriktirdiği, devlete emanet ettiği kaynakları hoyrat&ccedil;a harcayanlar, d&ouml;n&uuml;p su&ccedil;u emekliye y&uuml;kl&uuml;yor. Se&ccedil;imden se&ccedil;ime emeklinin oyuna talip olanlar ise onu bir maliyet kalemi, bir risk unsuru olarak g&ouml;rmeye devam ediyor.&rdquo;</p> <p>&ldquo;K&Uuml;&Ccedil;&Uuml;K ESNAFIN Y&Uuml;K&Uuml; AĞIRLAŞIYOR&rdquo;<br /> &ldquo;İktidarın sadece emekliye değil, esnafa karşı da adeta bir alerjisi var.<br /> Zaten yıllardır zarar eden, enflasyonla, artan maliyetlerle ve kira baskısıyla ayakta kalmaya &ccedil;alışan k&uuml;&ccedil;&uuml;k esnafın y&uuml;k&uuml; hafifleyeceğine daha da ağırlaştırılıyor. Şimdi de yazarkasa ve POS cihazı bulundurma zorunluluğu ile birlikte defter tasdiki şartı g&uuml;ndeme getiriliyor. Yani ayakta kalma m&uuml;cadelesi veren esnafa yeni bir mali ve b&uuml;rokratik k&uuml;lfet daha y&uuml;kleniyor.<br /> Neden? Cevabı yıllardır aynı: &ldquo;Vergiyi tabana yaymak.&rdquo;<br /> Ancak uygulamaya bakıldığında ortaya &ccedil;ıkan tablo farklı. Vergi tabana yayılırken y&uuml;k yine k&uuml;&ccedil;&uuml;k esnafın, dar gelirlinin, sabit &uuml;cretlinin sırtına bindiriliyor. K&uuml;&ccedil;&uuml;kten daha fazla vergi toplanırken; b&uuml;y&uuml;k sermayeye, yandaşa ve ayrıcalıklı kesimlere sağlanan istisnalar, indirimler ve vergi afları g&uuml;ndemden d&uuml;şm&uuml;yor.<br /> Elbette vergi d&uuml;zeni sağlanmalıdır, vergi adaleti tesis edilmelidir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak adalet sadece k&uuml;&ccedil;&uuml;k esnaf i&ccedil;in işletilen bir mekanizma olamaz. Ger&ccedil;ek bir vergi adaleti, hem k&uuml;&ccedil;&uuml;k esnafı hem de b&uuml;y&uuml;k sermayeyi kapsamalı; y&uuml;k&uuml; g&uuml;ce g&ouml;re paylaştırmalıdır. Aksi h&acirc;lde bu d&uuml;zen adalet değil, adaletsizliğin kurumsallaşması olur.</p> <p>&ldquo;EŞİT İŞE EŞİT &Uuml;CRET EŞİT &Ouml;ZL&Uuml;K HAKTIR&rdquo;<br /> &ldquo;Bu iktidarın sadece emekliye, esnafa değil, iş&ccedil;iye karşı da a&ccedil;ık bir mesafesi, hatta bir alerjisi var.<br /> Bakınız, somut bir &ouml;rnek verelim: Kamu İktisadi Teşebb&uuml;slerinde yıllardır aynı işi yaptığı h&acirc;lde h&acirc;l&acirc; taşeron stat&uuml;s&uuml;nde &ccedil;alıştırılan ve mağdur edilen on binlerce emek&ccedil;i kardeşimiz bulunuyor. Aynı kurumda, aynı masada, aynı işi yapıyorlar; fakat kadro, &uuml;cret ve &ouml;zl&uuml;k hakları s&ouml;z konusu olduğunda farklı muamele g&ouml;r&uuml;yorlar. Bu tablo, &ccedil;alışma hayatında derin bir adaletsizliğe işaret ediyor.<br /> Bu emek&ccedil;iler de iktidarın bu alerjik yaklaşımının doğrudan mağduru durumundadır.<br /> Kamu iktisadi teşebb&uuml;slerindeki taşeron iş&ccedil;iler; ge&ccedil;ici ve pansuman tedbirler değil, kalıcı kadro talep ediyor. Enflasyon karşısında her ay biraz daha eriyen değil, insanca yaşamaya yetecek ve alım g&uuml;c&uuml;n&uuml; koruyan bir &uuml;cret istiyor. Sendikal haklarına eksiksiz erişim talep ediyor. Ve en &ouml;nemlisi, yarın işini kaybetme korkusu yaşamadan, gelecek kaygısı olmadan &ccedil;alışma hakkı istiyor.<br /> Bu talepler ayrıcalık değildir. Bir l&uuml;tuf hi&ccedil; değildir. Bunlar, sosyal devlet olmanın asgari gereğidir. Devlet, emeği korumakla y&uuml;k&uuml;ml&uuml;d&uuml;r; belirsizliği değil g&uuml;veni, g&uuml;vencesizliği değil hakkaniyeti b&uuml;y&uuml;tmek zorundadır.&rdquo;</p> <p>&ldquo;BASIN &Ouml;ZG&Uuml;RL&Uuml;Ğ&Uuml;, ANADOLU&rsquo;NUN SESİ OLAN YEREL MEDYA İ&Ccedil;İN DE VARDIR&rdquo;&nbsp;<br /> &ldquo;Bu iktidarın bir diğer alerjisi de &ouml;zg&uuml;r basınadır<br /> İktidara yakın olmayan ulusal medyaya y&ouml;nelik baskıları artık &ldquo;sağır sultan&rdquo; bile duymuştur. Ancak mesele yalnızca ulusal medya ile sınırlı değildir. Bug&uuml;n sizlere, ilk bakışta yerel bir konu gibi g&ouml;r&uuml;nen; fakat aslında Anadolu basınının tamamını ilgilendiren &ccedil;arpıcı bir &ouml;rnekten s&ouml;z etmek istiyorum.<br /> Her fırsatta ulusal ve yerel medya mensuplarımızla bir araya geliyor, onların şartlarını ve sorunlarını dinliyoruz. Afyonkarahisar&rsquo;da yayın yapan Afyon Postası adlı yerel basın kuruluşu da bu zor şartlar altında ayakta kalmaya &ccedil;alışan yayın organlarından biridir.<br /> Afyon Postası&rsquo;na, sosyal medya hesabında paylaşılan &uuml;&ccedil; haber gerek&ccedil;e g&ouml;sterilerek Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından tam 863 bin lira idari para cezası kesilmiştir. S&ouml;z konusu &uuml;&ccedil; haberden biri migren hastalığına ilişkin bir hekim r&ouml;portajı, diğer ikisi ise iki yerel esnafın a&ccedil;ılış haberidir.<br /> Vahim olan ise şudur: Aynı Reklam Kurulu, &ccedil;ok daha ağır ve a&ccedil;ık ihlaller karşısında para cezası dahi uygulamazken, Afyon Postası&rsquo;na en &uuml;st sınırdan ceza kesmiştir. Bu durum, &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;l&uuml;k ve eşitlik ilkeleri a&ccedil;ısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.<br /> Eğer bu anlayış yaygınlaşırsa, zaten ekonomik zorluklarla m&uuml;cadele eden yerel basın ya oto-sans&uuml;re zorlanacak ya da kepenk kapatmak zorunda kalacaktır. Bu yalnızca bir gazetenin meselesi değil; Anadolu&rsquo;nun sesinin kısılması anlamına gelir.<br /> Basın &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; sadece iktidara yakın, b&uuml;y&uuml;k medya kuruluşları i&ccedil;in değildir. Basın &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;, Anadolu&rsquo;nun sesi olan yerel medya i&ccedil;in de vardır ve vazge&ccedil;ilmezdir.<br /> Biz bu k&uuml;rs&uuml;den, yerel medya mensuplarımızın sesi olmaya, onların hakkını ve hukukunu savunmaya devam edeceğiz.&rdquo;</p> <p>İKTİDAR S&Uuml;L&Uuml;N OSMAN&rsquo;I KISKANDIRDI<br /> &ldquo;İktidar, halkın omuzlarına asgari &uuml;creti aşan bir yaşam y&uuml;k&uuml; bindirirken; diğer yandan devletin sırtındaki y&uuml;kleri hafifletme bahanesiyle milletin malını m&uuml;lk&uuml;n&uuml; elden &ccedil;ıkarıyor.<br /> Bug&uuml;n 15 Temmuz Şehitler K&ouml;pr&uuml;s&uuml;, Fatih Sultan Mehmet K&ouml;pr&uuml;s&uuml; ve bazı otoyolların işletme haklarının &ouml;zelleştirilmesi amacıyla İngiliz firması Ernst &amp; Young şirketine yetki verildiğini &ouml;ğreniyoruz.<br /> Şimdi sormak gerekiyor: 2025 yılında iki k&ouml;pr&uuml;den elde edilen net kazan&ccedil; 111 milyon 940 bin dolarken bu &ouml;zelleştirmeler neden yapılıyor? Stratejik &ouml;neme haiz bu k&ouml;pr&uuml;ler milletimizin; ama anahtarları İngilizlerin mi olacak?<br /> Bu &ouml;zelleştirmeyi S&uuml;l&uuml;n Osman g&ouml;rseydi, &ldquo;K&ouml;pr&uuml;y&uuml; İngilizlere satmak niye benim aklıma gelmedi?&rdquo; diye &uuml;z&uuml;l&uuml;rd&uuml;.<br /> Değerli arkadaşlar, bu &ouml;zelleştirme konusuna bir kez daha dikkat &ccedil;ekmek istiyorum. Bu iktidar, 2003&rsquo;ten bug&uuml;ne &ouml;zelleştirmelerden 66 milyar dolarlık kazan&ccedil; elde etti. Buna karşın sadece bu yıl milletimizin b&uuml;t&ccedil;esinden faiz lobilerine 63 milyar dolar &ouml;deme yapılacak.<br /> D&uuml;ş&uuml;nebiliyor musunuz? 23 yılda 100 yılı aşkın bir miras satıldı, bir yıllık faize teslim edildi.&rdquo;</p> <p>&ldquo;AK DEMEKLE PAK OLUNMUYOR&rdquo;<br /> &ldquo;T&uuml;m bu anlattıklarımız, 23 yılda yaşadıklarımız; adı &ldquo;Adalet ve Kalkınma&rdquo; olan, kısaltması &ldquo;AK&rdquo; olan parti iktidarında oluyor&hellip;<br /> Ancak! Nasıl &ldquo;bal&rdquo; demekle ağız tatlanmıyorsa, &ldquo;AK&rdquo; demekle de pak olunmuyor.<br /> Bunca yolsuzluk, usuls&uuml;zl&uuml;k ve kayırmacılıkla AK olunmaz. Yolsuzluğu en b&uuml;y&uuml;k icraat h&acirc;line getirerek AK&rsquo;lanılmaz. Emeklilerin ahını alarak AK&rsquo;lanılmaz. Asgari &uuml;cretlinin sofrası k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;rken AK&rsquo;lanamazsınız.<br /> Tarifeli yargı sistemiyle adaleti karartıp kendinizi AK&rsquo;layamazsınız. A&ccedil;lığı ve yoksulluğu T&Uuml;İK&rsquo;le gizlerseniz y&uuml;z&uuml;n&uuml;z AK değil, maskeniz AK olur. Liyakati tasfiye edip sadakati &ouml;d&uuml;llendirerek AK&rsquo;lanılmaz.<br /> Eleştireni hain, sorgulayanı d&uuml;şman ilan ederek AK&rsquo;lanılmaz. Yargıyı g&uuml;ven değil korku &uuml;reten bir alana &ccedil;evirerek AK olunmaz. Kamu kaynaklarını denetimden ka&ccedil;ırarak AK&rsquo;lanılmaz.&rdquo;</p> <p>&ldquo;SİYASİ AHLAK AYNI ZAMANDA DİL AHLAKIDIR&rdquo;<br /> &ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;de siyasetin en derin krizi artık ideolojik bir ayrışma değil; a&ccedil;ık&ccedil;a bir dil ve ahlak krizidir. Uzun s&uuml;redir iktidar cephesinde normalleşen &ouml;fke dili, sertlik ve dışlayıcılık siyasetin merkezine yerleşmiş, neredeyse onu kuşatmıştır. Bu dil; rakibi ikna etmeyi değil bastırmayı, eleştirmeyi değil itibarsızlaştırmayı ama&ccedil;layan bir alışkanlığa d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Maalesef &ouml;fke, siyaset yapmanın ana y&ouml;ntemi h&acirc;line gelmiştir. &Uuml;lkemizde siyaset artık bir ilke yarışı olmaktan &ccedil;ıkmış; bir sinir savaşına d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r.<br /> Oysa siyasi ahlak yalnızca yolsuzluk yapmamakla, d&uuml;r&uuml;st g&ouml;r&uuml;nmekle sınırlı değildir. Siyasi ahlak aynı zamanda bir dil ahlakıdır. Kamuoyuna hitap eden herkes, kullandığı kelimelerin toplumu nasıl şekillendirdiğini, hangi duyguları b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hesaba katmak zorundadır. Kirli bir dille g&uuml;&ccedil; g&ouml;sterisi yapılamaz. Hakaretle haklılık inşa edilemez. Sertlik siyaseti g&uuml;&ccedil;l&uuml; kılmaz; aksine onu sığlaştırır, zayıflatır, i&ccedil;ini boşaltır.<br /> T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;n ihtiyacı olan şey; daha y&uuml;ksek sesle bağıranlar değil, daha &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; konuşabilen, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n sorumluluğunu taşıyabilen liderlerdir. &Ouml;fkeyi &ccedil;oğaltan değil sorumluluk &uuml;stlenen bir siyaset anlayışı, kazanmayı değil doğru kalmayı &ouml;nceleyen bir siyasi ahlak zemini artık ertelenemez bir ihtiya&ccedil;tır.&rdquo;</p> <p>&ldquo;SİYASETİN YAŞAMASI İ&Ccedil;İN ARTIK ORGAN NAKLİ GEREKMEKTEDİR&rdquo;&nbsp;<br /> &ldquo;T&uuml;rkiye&#39;nin sadece yeni bir siyaset tarzına ihtiyacı yok! Yeni bir siyaset ve devlet insanı kadrolarına ihtiyacı var. Biz bu ihtiyacı &ldquo;Yeni Yol&rdquo; olarak tanımlıyoruz. Siyasetin bu a&ccedil;mazları, pansuman tedbirler evresini &ccedil;oktan ge&ccedil;miştir, tıp diliyle konuşacak olursak Siyasetin yaşaması i&ccedil;in artık organ nakli gerekmektedir. Tam da bunun i&ccedil;in, yeni bir heyecan, yeni bir umut, yeni bir hik&acirc;ye i&ccedil;in &ccedil;alışıyoruz.&rdquo;</p> <p>&ldquo;BİZ &Ouml;NG&Ouml;R&Uuml;LEBİLİR BİR T&Uuml;RKİYE VADEDİYORUZ&rdquo;<br /> &ldquo;Biz; &ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir bir T&uuml;rkiye vadediyoruz. &ldquo;Yarın başıma bir iş gelir mi?&rdquo; sorusunu, &ldquo;Yarın daha iyisi m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;?&rdquo; sorusuna d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren bir T&uuml;rkiye hayal ediyoruz. Biz, yarının korku değil umut olduğu, hukukun s&uuml;rpriz değil g&uuml;vence sunduğu, devletin kapısının belirsizlikle değil adaletle a&ccedil;ıldığı bir T&uuml;rkiye diyoruz. &ldquo;Hakkım yenir mi?&rdquo; endişesini, &ldquo;Emeğim korunur&rdquo; g&uuml;venine &ccedil;eviren bir T&uuml;rkiye vaat ediyoruz. Biz, hak arayanın fişlenmediği, itiraz edenin susturulmadığı, farklı d&uuml;ş&uuml;nenin d&uuml;şmanlaştırılmadığı bir &uuml;lkeyi m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu topraklarda artık kader; keyfiyetin, belirsizliğin ve korkunun adı olmayacak. Devlet, vatandaşına ne zaman ve nasıl davranacağını bilen; vatandaş da devletinden ne bekleyeceğini bilen bir d&uuml;zene kavuşacak. &Ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir bir ekonomi, &ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir bir hukuk, &ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir bir kamu d&uuml;zeni! Kısacası; biz, korku diliyle y&ouml;netilen eski T&uuml;rkiye&rsquo;yi değil, geleceğini planlayabilen gen&ccedil;lerin, yatırım yaparken tedirgin olmayan girişimcilerin, hakkını ararken başını eğmeyen insanların T&uuml;rkiye&rsquo;sini vaat ediyoruz. Adaletiyle g&uuml;&ccedil;l&uuml;, hukukuyla saygın, geleceğiyle cesaret veren yeni bir T&uuml;rkiye inşasının m&uuml;mk&uuml;n olduğunu s&ouml;yl&uuml;yoruz. Ve s&ouml;z veriyoruz; g&ouml;receksiniz, bunu hep birlikte başaracağız.&rdquo;</p>

      İlgili Haberler